Reklam

ENSEDEKİ KÜÇÜK BELA

Yayınlama: 21.02.2026
A+
A-

 

Gömleğinizi üzerinize geçirirsiniz; renk tamam, beden tam, kumaş nefes alıyor… Derken bir anda, sanki görünmez bir parmağın ensenizi hafifçe dürtmesiyle hayatın gerçek yüzü ortaya çıkar: Firma etiketi.

 

İncecik bir bez parçası ama insanın sinir sisteminin ana kablolarını kesmeye muktedir. Öyle bir dikilmiş ki, üretici firma gizli bir yemin etmiş gibidir:

 

“Bu etiketi gömleğe değil, ruhuna dikelim.”

 

Önce hafif bir kaşıntı… Sonra “Saç mı battı acaba?” kuşkusu… Daha sonra ise ensede gezinip duran hayali bir böcek: “Kesin bir şey yürüyor, geziniyor burada!” paranoyası…

 

Elbette kaçınılmaz yüzleşme:

 

Gömleği çıkar, etiketi bulmaya çalış, makası ara, makası bulanamasan dişlerinle sökmeye düşün, sonra “Bu kadar da düşünmeyim” diyerek makasa dön! Etiketi çıkartacağım diye yeni gömleğine bir kesik at. Sanki gömleğin değil de kendi canının yandığını hisset…

 

Bu sırada kendinle yaptığın muhasebe:

 

“Dünyanın gidişatına bir katkım yok, ama bu etiketi yok edeceğim!”

 

Tabi bu işin bir de sosyolojik boyutu var: Mikro işkence, mikro sessizlik… Aslında bu küçük bez parçası sadece bir etiket değildir. Modern hayatın, insanı küçük şeylerle yıldırma politikasının tekstildeki temsilcisidir.

 

Toplum olarak dertlerimizin büyük kısmını böyle ufak tefek şeylerle dışa vururuz zaten. Trafikte sıkışınca öfkelenmek, çaydanlığın kapağı kaybolunca hayatın tüm düzeninin çöktüğünü sanmak… Etiket de bu zincirin en ufak halkasıdır. Küçük ama sabırlı ve istikrarlı bir rahatsızlık kaynağı.

 

En ilginci de şu:

 

Kaşıntı ilk gün başlamaz. Etikete “güven” duyduğunuz, hatta onu görmezden geldiğiniz birkaç gün veya birkaç hafta geçer. Sonra bir sabah ve özellikle akşamüstleri, ansızın, o varlığını size hissettirir. Bu tam da toplumdaki gecikmeli huzursuzlukların küçük simgesidir; önce fark etmezsiniz, sonra birikir, sonra kaşındırır. Canınızı adamakıllı sıkmaya başlar.

 

Bir de işin ekonomik gerçekliği var. Kapitalizmin eli ensenize pişkin pişkin dokunur. Bir düşünün, dünyada kaç sektör müşterisine bu kadar fiziksel temas eder? Yıkama işaretleri, marka logosu, seri numarası… Kapitalizmin size “Ben buradayım” diyen en somut parmak izi tam ensenizdedir.

 

Sanki tekstil sektörü, müşterisini kendine bağlamak için dokunmatik yöntem kullanıyor!

 

Bazı markalar etiketleri yumuşatır, bazıları çıkarabilir yapar. Ama kimileri var ki, resmen titanyum iplikle dikmişçesine dirençli. Tırnağın geçmez, dişin işlemez, makas bile geri adım atar.

 

Velhasıl dostlarım; insanın kaderi sanki gömlekle mücadeleyle başlar. Tam da burada insanın en temel refleksi ortaya çıkar:

 

Direnmek.

 

Büyük meseleleri çözmeye takati yetmeyen modern insan, gücünü küçük zaferlerde toplar. Etiketi sökmek, sökemeyince tırtıklamak, tırtıklayınca yamuk bir iz bırakmak bile sembolik bir özgürleşme hareketidir.

 

Bugün dünya büyük problemlerle mücadele ederken, insanlar hâla ensedeki etiketi sökerek küçük bir özgürlük hissi yaşıyorsa, bu da sosyolojinin ilginç bir alanıdır bence.

 

Belki de bu yüzden:

Bazı mücadeleler gömleği çıkarmakla başlar. Biz çoğu zaman dünyaya değil, ensemize tıkılan küçük belalara yeniliriz. Ama yine de bilinir:

 

İnsan hayatı boyunca her şeye boyun eğebilir… Sadece ense etiketine değil…

Marka Flower Çiçekçi