Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Sanatçı ölür mü? Fikret Otyam’ın aramızdan ayrılışının onuncu yılında bu soruyu bir kez daha sormanın ne anlamı var diyeceksiniz. O,ölümünden sonra yaşayan her büyük usta gibi, sanki hiç gitmemişçesine yine “kalplerimizin içinde” anıldı. İşte sanatın o büyülü sırrı tam da burada gizli: Eserler ve o eserlere sinen felsefe, insan zihnine ve kalbine bir kez yerleşti mi, artık o insan ve toplum yaşadıkça sanatçısını da yaşatır.
Fikret Otyam’ı anlamak için kestirme yol, belki de can dostu Ahmet Arif’in ona seslendiği o meşhur dizelerden geçer: “Sevgili Fikret, makinenin merceğine yüreğini takıyorsun. Halkımın katlandığı korkunç acıya, korkunç yalnızlığa dolu gözlerle bakıyorsun.”
Bu iki dize, bir sanat beyanı-manifestosu gibidir. Otyam, sadece bir sanatçı veya ressam değildi; o,Anadolu’nun vicdanını kendi yüreğinde tartan bir gönül insanıydı. Objektifi, dünyaya baktığı bir cam parçası değil, kalbinden dışarıya açtığı bir pencereydi. O pencereden baktığında gördüğü ise makyajlı hayatlar değil, nasırlı eller, çatlamış topraklar ve her şeye rağmen umudu gözlerde biriktiren insanlardı.
İşte o birikimin en vurucu hali, Otyam’ın “Kara Gözlü Kadınlar” serisidir. O portreler, sanatçının imzası, hatta ruhunun özüdür. Onu hiç tanımayan biri bile o kadınların karşısına geçtiğinde, bir an duraksar. O bakışlara biraz daha yakından bakma ihtiyacı hisseder. O gözlerdeki acıyı, nesiller boyu aktarılan dramı ve o dramın içinde filizlenen inatçı umudu çözebildiği an, işte o zaman Fikret Otyam gibi bir sanatçının ne demek istediğini anlar. O kadınlar, sadece tuvale çizilmiş suretler değil, toprağın ve zamanın hafızasıdır. Bakışları donuk gibi görünse de aslında zamanın ve mekânın dışına taşar; belki de kendi ölümsüzlük çağrılarını yaparlar.
Fikret Otyam ismini anınca, zihnimde bir sanat silsilesi canlanır. Onun hocası, renklerin ve kelimelerin piri Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir başka yetenekli öğrencisi, bugün aramızda olan değerli dost Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık… Bu üç isim, sanatın gönüllü yolcularıdır. Birbirlerine el veren, birbirinden ilham alan ve Anadolu toprağının ruhunu kendi dillerince yorumlayan ustalardır. Hiç tanımadığım Eyüboğlu ve Otyam, eserleriyle ve anlattıkları erdemli duruşlarıyla çoktan kalbimizdeki yerlerini aldılar. Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık gibi bir değerle dost olma şansını yakalamak ise, o sanat nehrinin hala capcanlı aktığını görmektir.
Bir sanatçıyla çıkılan her yolculuk, en sıradan sohbette bile kendi vadisini, ormanını, neşesini yaratır. En hüzünlü konular bile sanatçının ruhundan, o değerli imbikten süzülerek bambaşka bir şeye dönüşür. Tıpkı Otyam’ın, şahitliğini yaptığı insanların katlandığı o korkunç acıyı süzüp “Kara Gözlü Kadınlar” gibi ölümsüz eserlere dönüştürmesi gibi…
Evet, Fikret Otyam bedenen aramızda değil. Ama o,yüreğini merceğine takıp gitti. Geriye, zamanın eskitemeyeceği, her baktığımızda bize Anadolu’nun binlerce yıllık hikâyesini anlatan o kara gözler kaldı. O gözler bize baktığı sürece, Fikret Otyam’da bizlerle yaşamaya devam edecek.