Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Sekiz-on yıl önceydi. Kadıköy’deyim. Ünlü Bahariye Caddesinde.
Pantolonumun arka cebine yerleştirdiğim telefonumdaki çocuk şarkılarından birini tıkladım: “Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu…” Kalabalığın arasında başladım Altıyol’dan yukarıya doğru adımlamaya. Ancak sesin nereye kadar ulaşabildiğini test etmek lâzım. Çantayı bir bankın üzerine bırakıp, üç metre karşısındaki duvarın dibine geçiyorum. Sorun yok, oradan bile duyulabiliyor.
Şarkılara eşlik ede ede yoluma devam ediyorum.
“Oynaya oynaya gelin çocuklar…”
“Arkadaşım eşek…”
“Arı vız vız vız…”
“Bak postacı geliyor…”
“Kırmızı balık gölde…”
“Tirik tırak, tirik tırak, olur mu hiç çalışmamak…”
Gözlerim bir yandan da çocuk arıyor. Ama ara ki bulasın. Yok denecek kadar az. Herkesin elinde bir telefon… Değil ilgilenmek, bir şeyler söylemek, bir şeyler sormak; dönüp bakan bile yok. “Yoksa duyulmuyor mu?” diye tereddüde bile düşüyor, Orhan Veli’nin o ünlü dizelerini biraz değiştirerek mırıldanıyorum: “Bir elinde telefon / Bir elinde ayna / Umurunda mı dünya?”
Meğer çocukluktan, çocuksu duygulardan, çocukluk günlerimizden, kısacası masumiyetten ne kadar uzaklaşmışız da farkında değilmişim.
Bu şekilde caddenin ucunu buluyorum. Orada minicik bir park var. Yaşlılar oturmuş. Ama bir tekinin bile yanında torunu yok.
Gözlemlerimi yazmak üzere bir banka oturdum. Bir genç var yanımda. Bu arada hoparlörden şarkılar devam ediyor. Öylece on-onbeş dakika oyalandım orada. Üstelik, çocukluğunu geride bırakalı henüz birkaç yıl olmuş genç bile oralı değil. Sanki hiçbir şey duymuyor. Nasıl merak edip de bir şey sormaz, anlamak kolay değil.
Kalktım, bu kez tekrar geldiğim yerden aşağıya doğru adımlamaya başladım.
Biraz yol almıştım ki karı-koca olduklarını tahmin ettiğim, yanyana giden ellili yaşlarda iki kişinin dönüp arkaya baktıklarını gördüm. Fırsatı kaçırır mıyım?
“Affedersiniz, çocuk şarkısı mı dikkatinizi çekti?”
“Evet.”
Oh be! En sonunda birileri çıkmıştı. Ne yapmak istediğimi anlattım kısaca. Memnun oldular. Broşürden bi tane vererek yoluma devam ettim.
Değişen bir şey yok. Hem de onca kalabalıkta ilgisizlik, duyarsızlık, aldırmazlık yine sınırsız.
Baktım, bir bankta biri erkek, ikisi kız, üç genç oturuyor. Tekrar notlarımı almak için yanlarına iliştim. Kalemimi, defterimi çıkardım. Başladım, yazmaya. Tabii çantamdaki hoparlörden çocuk şarkıları devam ediyor bu arada. Ama bakıyorum, onlar da oralı değil. Dayanamayıp sordum:
“Çocuk şarkısı duyuyor musunuz?”
Bakışlarıyla “Sen duydun mu?” diye soruyorlar birbirlerine.
Hemen araya girdim:
“Merak etmeyin, benim çantadan geliyor.”
Kafayı sıyırmış galiba dercesine bakıyorlar yüzüme.
İşte çocuklarla ilgili hâl-i pür melâlimiz!