Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
19 Mayıs yaklaşırken içimde bir sükûnet dolaşıyor. Ne eski bayram sabahlarının telaşı var ne de meydanlara sığmayan gür sesler… Ama eksik de değil; başka türlü, daha derinden akan bir hal, bir hissediş ve sahiplenme belki.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı; uzun bir isim gibi görünse de her bir sözcüğü anlamlı. Tarih, insan ve gelecek yan yana…
Bugünün bayram oluşunun açık sebebi bellidir; bir milletin kaderi ve onun yeniden şafak vakti süzülen ışıklar gibi yeniden doğuşunu anlatır.1919’un ağır havasında, bir adım atılıyor; sessiz ama kararlı bir adım…
Mustafa Kemal Samsun’a çıkıyor. Bir ülkenin dağılmış, kuşatılmış parçaları arasında, yeniden toparlanmanın ilk işareti veriliyor.
O günün kendisi sadece bir başlangıçtır. Ama sonrasında gelenler, bir milletin kendi kaderine sahip çıkması oldu. Bu yüzden 18 Mayıs bir tarih olmaktan öte geçer; bir irade ve yön tayinine dönüşür.
Cumhuriyet’in ilk yıllarına bakarsak bunu daha iyi anlayabiliriz. Yokluk çok, imkânlar ise fazlasıyla sınırlı… Ama buna rağmen bayramlar var; hem de içten, samimi ve dolu dolu… Nedeni çok basit; çünkü o insanlar neyi kutladıklarını çok iyi biliyorlar. Bir zaferin ötesinde; bir varoluşu…
O yıllarda marşlar göğe yükselirmiş. Bir ezgiyle birlikte bir hafızanın marşları. Sözler ezberlemek için değil yaşamak ve yaşatmak için yazılmış. Bir araya gelmenin, aynı duyguda buluşmanın en sade ama en güçlü yolu…
Acaba biz neleri eksilttik?
O coşkuyu zaman mı aldı bizlerden? Yoksa bizler mi geriye çekildik? Bugün bayramlar hâla var, isimler aynı ve anlamları da yerinde. Ya içindeki o ortak titreşim? O birlikte olma duygusu… Eskisi kadar görünür değil!
Bir milletin milli bayramları sadece geçmişin sözcüsü değildir. Onlar birer toplumsal sözleşme gibidir. Herkesin ortak çığlıklarından, hüzünlerinden, sevinçlerinden ve umutlarından doğmuş gibi… Bizlere, kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye gitmekte oluşumuzu hatırlatırlar.
Sosyoloji açısından da böyledir; ortak ritüeller zayıfladığında, ortak duygular da azalır, sessizleşir. Birlik duygusu sessizce geri çekilir de kimsenin haberi olmaz…
Bu yüzden bayramlar önemlidir, marşlar önemlidir… Bir insan tek başına hiçbir kültürü taşıyamaz. Böyle büyük, yüce değerler ancak birlikte hatırlanırsa taşınabilir; günden çok ötelere.
Ne yüksek sesle bağırmaya gerek var ne de sessiz kalmaya. Ama milli bayramlarımız için her zaman bir duruş gerekir. Tok, sade ve yerinden oynamayan bir duruş…
19 Mayıs’a ben böyle bakıyorum; sadece bir gösteri günü değil, bir hatırlayış ve kendine geliş günü…
Gençlik denince sadece yaşı düşünmüyorum. Bir milletin diri kalabilme hali olarak görüyorum. Yeniden başlayabilme cesaretini…
Ve “Spor” sadece bedenin değil, belki de ruhun da diri ve hareket halinde kalmasını anlatıyor bize. Vazgeçmeyen, körleşmeyen, yozlaşmayan diri; beden ve iradeler…
Bütün bunları yan yana getirdiğimizde o uzun isim ayrı bir anlam kazanıyor: 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik, Spor Bayramı…
Bir millet bayramlarını nasıl yaşarsa, geleceği de öyle kurar…