Montaigne; “Eğer çocuğunuza kendiliğinden bir şeyler yapma özgürlüğü tanımazsanız onu korkak bir köle yaparsınız” der, Denemeler adlı o ünlü kitabında.
Ve dikkat edilirse sadece köle de değil; “korkak köle” demekte.
Haksız mı? Hani neredeyse her çocuk ailesinin kölesi veya şamar oğlanı değil mi bu ülkede? Kaçımız azarla, dayatmayla, korkuyla yetiştirmiyoruz çocuklarımızı? Kaçımız çocuğumuza “kendiliğinden bir şeyler yapma özgürlüğü” tanıyoruz? Tanıyanlarımız bile acaba ne ölçüde tanıyor bunu?
Hem de neye rağmen?
Hem de önümüzde çocuğu sosyal hayatın içine taşıyan, devlet erkânının önünden yürüten, elinden tutup resim sergisine götüren, resmî bir konuğunun da bulunduğu masasına alan, başbakanla arasına oturtan, salıncakta birlikte salınan, kısacası çocuğa bu kadar değer veren, onu yücelten bir millî öndere sahip olmamıza rağmen.
“Çocuk nedir, ne değildir?” sorusunun cevabı verilmeden ya da Abdülhak Hamit gibi “Çocuk, kim demiş küçük şeydir? Belki de en büyük şeydir,” diye düşünmeden verilecek her eğitim beyhudedir.
Değilse bina okur, döner döner bida okuruz. Bu da onların canlarına okumaktan başka bir anlama gelmez.
“Her çocuk biraz filozoftur”
Siz hiç “Eğitim sistemimizin temel sorunu nedir?” sorusuna “Çocuğa bakış açımızın yanlışlığıdır” gibi bir yanıta rastladınız mı bugüne kadar? Oysa sadece eğitim sistemimizin değil; kafalarımızın da temel sorunu bu. Kafaların sorunu olunca, otomatikman eğitim sistemimizin de sorunu olmakta. Bunun cevabı verilmediği sürece ağzımızla kuş tutsak bir yere varamayız. Teşhis yoksa veya yanlışsa tedavi mümkün olabilir mi?
Çocuğa bakış acımızı değiştirmeden nasıl olacak bu iş? Bir eğitim sistemi eğer çocuk birey olarak algılanırsa ona göre, algılanmazsa ona göre şekillenmeyecek mi? Eğer Alman düşünürü Schopenhauer’ın; “Her çocuk biraz dâhidir” sözünü bile gülümseyerek karşılıyorsak nasıl olacak bu?
Rus yazarlardan YevgeniyZamyatin de; “Çocuklar en atılgan filozoflardır. Çünkü durmadan soru sorarlar,” derken bizler; –soru sormalarına izin vermemek bir yana- “Sen küçüksün daha, büyü de ondan sonra konuş,” diyecek kadar susturmaya devam ediyorsak, nasıl olacak?
Ey benim sevgili yurttaşlarım!
Gündem öylesine siyasallaştı ki hepimizin tek derdi siyaset oldu. Böyle olunca da sizlerle yeterince ilgilenemez olduk. Ey benim yaşı küçük ama aklı büyük dostlarım! Biliyorum, sizlere iyi anne babalık yapamıyoruz. N’olur, affedin bizi. Biliyorsunuz, affetmek büyüklüktür.