Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Özgürlük, eşitlik, insan haklarına saygı ve sosyal adalet… Demokrasi kültürünün olmazsa olmaz sacayakları bunlar. Özgür iradesini korkusuzca dile getiren bireylerden oluşan bir toplum, çağdaşlığın en somut göstergesidir. Ancak kurumların varlığı, tek başına bir ülkeyi “demokratik” yapmaya yetmiyor.
Siyaset bilimci Muhittin Bilge bir yazısında meseleyi tam da can alıcı noktasından yakalıyor: Bir yanda siyaset kurumunun ve yönetici elitlerin demokrasi algısı, diğer yanda bu anlayışın şekillendirdiği toplumun tutumu…
Bilge’nin tespiti acı ama gerçek:
“İnsanımız, kendisini ülkenin sahibi zanneden seçkinlerden devşirdiği mirasla, eline geçen ilk fırsatta ‘öteki’ üzerinde hegemonya kurmaya çalışıyor. Bireylerin veya grupların sadece kendi özgürlüklerine odaklandığı bir demokrasi anlayışı, makro ölçekte çözümsüzlüğe hizmet eder. Maalesef bugün ülkemizde baskın olan pratik de budur.”
Nitekim Avrupa Konseyi’nin 2016 yılında, özellikle eğitimciler için yayımladığı “Demokratik Kültür Yetkinlikleri Referans Çerçevesi” raporu (*) da aynı gerçeğe altı çizili bir şerh düşüyor: Demokratik kurumlar ve kanunlar, ancak bir demokrasi kültürüne dayandıklarında işleyebilir. Bunun anahtarı ise eğitimdir; gençlere empati, eleştirel düşünme, insan onuruna saygı ve hukukun üstünlüğü gibi temel değerleri kazandırabilmektir. Vatandaşlar bu değerleri içselleştirip hayata geçirmediği sürece, kâğıt üzerindeki kurumlar birer kabuktan ibaret kalır.
Siyasetteki “Demokrasi” İllüzyonu
Peki, bizim siyaset dünyamız bu kültürün neresinde? Ne yazık ki hem yönetenlerin hem de toplumun demokrasi anlayışında ciddi kırılmalar var. Batı demokrasilerinde sıradan kabul edilen uygulamalar, bizde lütuf ya da “tarihi başarı” gibi sunuluyor.
Gelin, yakın dönemden birkaç somut örnekle hafızamızı tazeleyelim:
Sözün Özü
Siyasilerimiz sık sık “Ön seçim yapan tek partiyiz, kurultayda genel başkan değiştiren yapıyız” diye övünüyor. Ancak o ön seçimlerin üyenin gerçek iradesini ne kadar yansıttığı, alternatif seçim modellerinin neden tartışılmadığı sorgulanmıyor. Çünkü bu kavramlar ne yöneticiler ne de üyeler tarafından tam anlamıyla sindirilmemiş durumda.
İktidarın yarattığı baskı ortamı ve enerjimizi tüketen gündemler karşısında tüm bu eleştirileri “zamansız” veya “ayrıntı” bulabilirsiniz. Fakat unutmayalım: Koşullar ne olursa olsun, özde demokrasiden ve ilkeli adaletten sapmamak bizi her zaman daha güçlü kılar.
(*) https://rm.coe.int/rfcdc-1-turkish/1680a1458e