Reklam

BİR ANA DEĞİŞİRSE… DÜNYA DA DEĞİŞEBİLİR

Yayınlama: 14.10.2026
A+
A-

 

Maksim Gorki’nin Ana romanını yüzeysel de olsa okuyup bitirdim. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken içime ağır duygular çöktü. Fabrikalarda sabahın karanlığında çalışıp akşam eve yine yoksul dönen işçiler… Sadece emeğiyle yaşayan ama emeğinin karşılığını almayan insanların sıradanlaşmış öyküsü… Yoksulluk sadece ceplerde değil, yüzlerde de, zihinlerde de dolaşıyor.

Aradan yüz yılı aşkın zaman geçmiş. Fabrikalar değişmiş, makineler değişmiş; ama insanın alın teri, adalet arayışı, ekmek kavgası hiç değişmemiş… Ankara’da bulunan, günlerdir hakkını arayan maden işçilerinin de seslerini duyurmak istediği yine aynı şey; Gorki’nin tüm dünyaya, klasik edebiyatın anlattığı o yüce şey: emek, alın teri…

Koca kitaptan aklımda bir tek cümle kaldı:

“Doğru söylüyorsun Nataşa; insan ancak iyi bir umut besliyorsa ancak yaşıyor demektir.”

Sanki bütün kitabı, kitaptan ruhuma binen yükü, hüznü o aklımda kalan bir tek cümle anlattı. Bir yerde, insanın sadece nefes alması yaşadığını tam olarak izah etmiyor; edemiyor. Ama umutları varsa, yeşertiyorsa, bütün çelişkilere, yaşadığı kaosa rağmen; o insan diri kalmaya, eninde sonunda kendi düşüne kavuşmaya yazgılıdır…

Sokağa bir çıkın ve sağda solda durup insanların birbiriyle konuşmalarını bir dinleyin. Hepsi, daha doğrusu büyük çoğunluğu umut içindedir. Maaşı yetmese de onu bekleyen yaşlı birisi, dükkânını erkenden açan bir esnaf, sahilde yürüyen birisi…

Aslında herkes, istisnalar hariç yarınlara dair bir umut taşır. Belki de hayatı ayakta tutan o görünmeyen umuttur. Ana romanında da beni en çok etkileyen, romanın adını taşıyan Ana oldu.

Pelageya ismindeki ana… Sessiz, çekingen, yıllarca korkuyla yaşamış ve eşi tarafından ezilmiş bir kadın…

Romanın başında sadece oğlunu kaybetmekten korkan yoksul bir anaydı. Sonunda ise sadece kendi oğlunu değil, bütün gençleri düşünen bir insana dönüştü. İnanılmaz bir dönüşüm; Maksim Gorki’nin ana karakterine verdiği ve belki üflediği o büyük cesaret, kuvvet…

Bağırarak değil, kavga ederek değil, yüreğiyle; zihniyle büyüyerek… Gorki’nin büyük başarısı da burada gizli; sıradan bir kadının içinde yeşerttiği umudu daha öte taşıyarak, kendi içinde yapmış olduğu devrimi çıkarır gün yüzüne.

Zannederiz ki toplumlar sadece meydanlarda yapılan büyük konuşmalarda dönüşür ve değişir. Tam tersine, kendi evlerinde sessizce değişen, dönüşen insanlar tarafından toplum da dönüşür…

Benim felsefeme göre de umut; en değerli insanların en büyük zenginliğidir. Çünkü onlar bu zenginliğin mineralleri, vitaminleriyle kendi yaralarını tamir etmeyi bilirler…

Bir insan kırılanı tamir etmeye başladıysa:

Bir gönlü, bir dostluğu, bir umudu, bir insanın kendine olan inancını; o insanın sıradan görünen sıra dışı dönüşümü de başlamıştır.

Kırmak en kolayıdır. Tamir etmek ise sabır ve zaman ister. Emek ister, sevgi ister.

Bir annenin, bir ananın yüreğinde başlayan değişim, koskoca toplumun geleceğine umut olabilir…

Aeneas Destan, Dede Korkut Destanı gibi; yaşama tutunmak isteyenlerin peşinden gittiği o yürekli zamanların büyük hatıraları…

 

 

Marka Flower Çiçekçi