Reklam

                  ÖNCE KUŞLAR GİTTİ, SONRA GÖLGELER…

Yayınlama: 05.11.2026
A+
A-

 

 

 

Tekirdağ insanı güneşte kavruluyor, yağmurda da ıslanıyor. Güneş de yağmur da yaşamın ta kendisidir. İnsana esin vermesi, şehrimiz Tekirdağ’a güzellik katması gereken iki doğa olayı; bizde neredeyse bir eziyete dönüşmüş durumda.

 

Şehir denen yaşam alanını sadece beton, asfalt kabul edenlerin bitmeyen döngüsünü yaşıyoruz; yıllardır…

 

Şehir denen yer; birazcık gölgedir. Banktır, ağaçtır, kaldırımdır, parktır ve bakımlı güler yüzlü meydandır… Yağmur yağdığında insanların bu doğa olayı karşısında romantik yürüyüşler yaptığı yerdir şehir… Ama en önemlisi şehir; insana kucağını ve tüm kalbini açan bir yerdir.

 

Tekirdağ giderek bu kavramlardan, insanı kucaklayan şehir anlayışından uzaklaşıyor. Kırık kaldırımlar, yağmuru taşımayan, yeteli gelmeyen ızgaralar, oluklar, bozuk yollar… Araçlar geçerken insanların üzerine sıçrayan kirli suların haddi hesabı yok. Bu görüntüler artık her yağmur yağdığında sıradan bir görüntüdür. İnsanlar kendini nasıl kollayacağını şaşırdığı için; yağmur denen bu değerli şey; bereket ve romantizm vermeden önce korku ve telaş veriyor.

 

Şehrin en önemli yüzlerinden birisi de kaldırımlardır. İnsanların en çok yürürken kendini güvendi hissedeceği yerler; şehri daha çok şehir yaptığı gibi insanlardaki şehre duyulan aidiyet duygusunu da arttıran, pekiştiren şeylerdir.

 

Eskiden Tekirdağ’ın kalbinin attığı bir meydan vardı. Bugünkü Atatürk Meydanı… Bir zamanlar Üç Kemaller Meydanı olarak anılan bu alanın her yerinde yaşlı ağaçlar, banklar, insanların oturup sohbet ettiği yerler vardı. Kültür merkezi vardı. Ağaçların arasında çay bahçesi vardı. Kısacası; şehrin insanları vardı…

 

Sonra eski belediye binası yıkıldı. Çürük binanın gitmesine hiç kimse karşı değildi. Gitmeliydi de. Ama yerine ne geldi? Üstü baştan sona beton; yaklaşık iki yüz araçlık bir otopark!

 

Onlarca yaşlı ağaç kesildi. Bir kısmı da yanlış inşaat ve planlanma yüzünden zaman içinde kurudu.

 

Önce kuşlar gitti. Sonra gölgeler. Sonra da insanlar… Şimdi koskoca meydan, güneşin altında bekleyen insanların üzerine kapanmış bir beton tabakası gibi.

 

Meydanın hemen karşısında, Vilayet’in önünde bir otobüs durağı var. İnsanlar halk otobüsünü burada bekliyorlar. Ama güneş tepede duruyor. Gölge ararsan hiç yok. İnsanlar bir o yana, bir bu yana savruluyor. En yakın ağaçların gölgelerine ulaşmaya çalışıyorlar. Bir binanın kenarına sığınmaya çalışıyorlar. Bir direğin bir santimlik gölgesine bile sığınanlar oluyor.

 

Bir şehrin kaderine imza atanlar, halk otobüs durağını bile insanı düşünmeden yapıyorsa burada sadece kaldırımların bozulması değil, anlayışın bozulduğunu konuşmamız gerekiyor.

 

Bu nasıl bir şehircilik anlayışıdır? İnsanlar otobüs beklerken nerede duracak? Yaşlı insanlar ne yapacak? Çocuğu olan anne? Yağmur başladığında nasıl olacak? Bunlar, bu yazdıklarım çok büyük sorunlar değil. Mühendislik harikalarına ihtiyacımız yok. Şehir yaşamının en temel sorunlarıdır bunlar.

 

Aynı hikâye şehrimizin merkezinde Vilayet’in önündeki yaşlı çam ağaçlarında da yaşandı. Yıllar önce… O yaşlı ağaçlar kar yağdığında başka güzeldi. Yağmur yağdığında ise başka zarif…

 

Tekirdağ’a her gün biraz daha beton, biraz daha asfalt ekliyoruz. Hatta yolları asfalt yaptık diye halktan sürekli teşekkür bekleyen yöneticilerimiz var. Yahu görmüyor musunuz; şehrin birçok meydanı, caddesi, çarşısı neredeyse bağıramayacak kadar sesi kesilmiş durumda.

 

Tekirdağ’ın biraz daha ağaca, gölgeye, parklara, koruluklara, sağlam ve emniyetle kaldırımlara ihtiyacı varken; sadece asfalt ve betonla yoğrulan yöneticilerden nasıl kurtulacağız?

 

Çölleşmek sadece yağmurun azalması değil; şehrin meydanlarının, caddelerinin, çarşılarının insansız kalması anlamını da taşıyor.

 

Bugün Atatürk Meydanı’na bakıyorum; koca meydan… Her iki tarafından araçlar geçiyor. Asfalt ve beton kol kola… İnsanlar için kalan son birkaç ağaç ve birkaç banktan başka bir şey yok. Şehir elli bin nüfusa sahipken buralardaki gölgeler, banklar, çay bahçeleri daha fazlayken, şimdi şehrimiz iki yüz bin nüfusu aştığı halde; bu kuraklığın, bu plansızlığın sorumluluğunu kim üstlenecek?

 

Artık, daha çok gölge, daha çok planlama ve daha güvenilir kaldırımlar istiyoruz. Şehrin her alanında istihdam yaratacak projeleri bir bir görmek istiyoruz. Sürekli “yarınlarımız” dediğimiz gençleri ve can çekişen çarşı esnafını kurtarmak, evlerine hapsolmuş insanlarımızı dışarılara, meydanlara çıkarmak, davet etmek için istiyoruz.

Marka Flower Çiçekçi