Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hiç durmadan tepinen, birbiri üzerinde çıkar savaşları veren insanlığın sonu gelmeyen yolculuğu belki de ilim dünyasının ifade ettiği gibi;” doğa, insanın felaketini hazırlayacak” Aslında kendi felaketimizi kendimiz hazırlıyoruz; yıllardan beri.
Şöyle bir bakın; şehrimizin de sınırları içinde bulunan Ergene Nehri; neredeyse kırk yıldır; zehir akıyor; simsiyah… Ne kasvetli gökyüzü bile bir süre sonra maviye dönüşür. Ya insanın kirlettiği nehirler? Denizler? Ormanlar?
Bütün bunlar olup biterken; bir süreliğine insanı geri çekin; doğanın nasıl da tekrar dönüşüm, yeşerme, üremek için çıldırmış olduğunu göreceksiniz.
Yaklaşık yirmi yıldan bu yana; Ganoslar Bölgesinde ki köylerin boşalması, insan ve hayvan nüfusunun azalmasıyla ortaya çıkan; meşe, katırtırnağı ve ardıç koruluklarını ve ormana dönüşen bu büyük çılgınlığı görmeniz mümkün…
Balzac. Bir eserinde; “ Unutmak yalnız kuvvetli ve yaratıcı insanlara vergi bir sırdır. Unutmak; geçmiş nedir bilmeden, her saat yeniden yaratmanın sırırına eren doğa gibi!”
Hızla artan insan nüfusu; Sekiz milyara doğru koşarken; bunca yaratılan eserin doğanın lehine değil karşıtına olması; kesinlikle düşündürücüdür! Balzac’ın sözünü ettiği güçlü ve yaratıcı insanların azlığı mıdır; bu büyük girdabın gerçek sorumluluk sahipleri?
Görünen o ki; beş milyar yaşa yaklaşan dünya kim bilir kaç büyük ve korkunç felaketler atlattı. Kim bilir kaç kez, canlı nesli tükenmenin aşamasına geldi. Ve hep yeniden; yeniden ürettir doğa; evrim de hiç boş burmaz bu süreçlerde; indirir insanı ağaç tepelerinden, çıkarır suyun altından yeryüzüne…
GÜNLER UZAMAYA BAŞLADI
————————————————-
21 Aralık gününün gecesi sonrası; günün krallığı başlıyor. Şairin ölüm döşeğinde perdeleri açtırma çabası sırasında; “ Daha fazla ışık!” diye seslenişinin karşılığı gibidir gün ışığı. Güneşin bedenimizle birlikte ruhumuza sızmaya başlamasıyla ısınmaya, ışımaya başlarız.
Kuzey ülkelerinden ülkemize gelip de burada yaşamaya karar veren insanların ülkemizde bulduğu en önemli faydalardan birisidir güneş ve gün ışığı. Akdeniz, Ege; kasvetli gökyüzünden bıkmış bir sürü Avrupa, Asya insanına ev sahipliği yapmaktadır.
Her şeyi bol bulduğumuz için; güneşin, denizin, ormanlarımızın ve tarihi kentlerin de farkında olmadan geçen bir sürü can sıkıcı hayatın içinde günleri doldurmaya çalışıyoruz! Ne hazin bir süreç…
Günler uzamaya başladı! Daha çok gün, daha çık ışık demek… Niçin; daha çok şiir, tiyatro, kitap, seyahat anlamına da gelmesin?
Niçin, daha çok hoşgörü, yardımlaşma ve yeşil anlamını da taşımasın? Şairler, yüzyıllar öncesinden başlamışlardır yaşadıkları yerlerde ki halklarını uyarmaya. Nicesi gibi her dokunuşlarında saf gerçeğe; taşlanırlar, kayıpları, kurban durumuna düşmeleri de göze almışlardır.
Bunlardan birisi; Sabahattin Ali; ölümü halen bir sır gibi saklanmakta, her ne şekilde olduysa, bir türlü halkın gözleri önüne serilmedi. Diğeri de Nazım Hikmet’tir. Vatan, millet hasretiyle dizelere dokunan şair…
İşte onun şiirlerinden birisi; her devir, kendi doğrusunu uyarısını yapacak, yapmaya devam edecek;
Ve bu dünyada, bu zulüm, senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
Ve halen şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,
Kabahat senin, demeye dilim varmıyor ama
Kabahatin çoğu senin CANIM KARDEŞİM!
Işık, daha fazla ışık, diyordu şair. Eli sevgilisinin elinde, yaşı çoktan sekseni bulduysa ne olmuş? Ölüm döşeği, ışığı görmesine, duymasına engel mi olurmuş hiç?