Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
[responsivevoice_button voice=”Turkish Female” buttontext=”Oku”]
Tekirdağ’ın huyundan mı, suyundan mı, yoksa havasından mı bilinmez yazarlık yapanlar, yazma sanatının öğretileri içinde boğuşanlar bir türlü bir araya gelmez; gelmek istemezler…
Hani yarışmayı kaybeden “Burnundan kıl aldırmayan” siyasetçiler gibi, her şeyin en iyisini bildiğini, düşündüğünü sanan yazarlarımız bir türlü kendi içinde uzlaşarak, yaşadığımız şehre daha fazla yarar nasıl getiririz diye kafa yormazlar. Belki de yormayı, birlikteliği bir kayıp, küçümsenecek bir şey görüyor veya görüyoruz; kim bilir…
Yıllar önce bir yazısında Enis Batur; “ Bütün edebiyat sevdalıları sado-mazo olmak zorunda mıdır?” diye bir soru sormuştu. Bu soruyu birçok yazar kendi içinde yorumlama gayreti gösterse bile bilinen manada anlaşılır bir cevap veren çıkmış mıdır bilmiyorum.
Doğan Hızlan Enis Batur’un edebiyatla uğraşanlar için sorduğu soruyu kendince şöyle yorumluyor; “ Bu sorunun yanıtı asla bulunamayacak. Bende bilmiyorum! Dahası sorudaki muhatapları da bilmiyordur bunu eminim.”
Yazarlığın da edebiyatla iç içe olduğunu düşünürsek, Tekirdağ’ımız içinde de bir sürü saygın yazar bulunduğu halde niçin şehrimizin ANA sorunları için bir araya gelmiyoruz? Neden tesadüfü yerlerde karşılaşınca birbirimize acı acı sırıtarak bakıyoruz?
Neredeyse HABERTRAK gazetesi kurulduğu günden bu yana yazıyorum. Onlar, yüzler, binlerce çalışma geride kaldı. Dönüp baktığımda arkama bir arpa boyu yol almışlığım içinde, yazarken “İYİ OKUR” olmayı öğrendim. Yazarken kendimi “TÖRPÜLEMEYİ” öğrendim…
Yazarken bir başka şey daha öğrendim; Yazarlık, zanaat ile sanata yakın, her iki arasında gidip gelirken, idealizmin sırlarına muhtaç. Pazarlıksız olmanın yanında her daim adalete, şefkate, vicdana muhtaç; bütün bunlar olmazsa olmaz, olsa bile bir tarafı eksik kalacak bir uğraş-yolculuk…
Bir başka şey daha öğrendim yazarlık adına! Yazar olmak; JANDARMA, SAVCI, HÂKİM olmak değil. Bir güç sahibi olmak; bu gücü şantaj şeklinde kullanmak; HİÇ değil…
Yazmanın, edebi, felsefi, sosyal ve kültürel tarafı büyük bir zenginlik… Eğer şımarma yaşınız geçtiyse, zenginliği taşıyacak doygunluğun ruhsal tarafındaysanız tadına doyamayacağınız bir uğraşın esintileri içinde; karanfil, ıtır, yasemin kokularını ruhunuza çeke çeke bir yolculuk yapıyorsunuz demektir…
Gazetemizin yazarlarında birisi de rahmet ile andığım Zeki VARAN ‘dı. Zaman zaman bana uğrayan ender yazar arkadaşlarımızdan birisi. Sohbetin sade kahve keyfi esnasında her daim bu hayalini söylerdi; “ Yazarlar olarak niçin bir araya gelemiyoruz? Gazete sahipleri hiç olmazsa yılda bir kez, kültürel buluşmaları organize edebilir; niçin yapmıyorlar?” düşünceleri onunla birlikte savruldu engin gökyüzüne…