ASALETİ ZENGİNLİKTE ARAYAN İNSANLAR

Yayınlama: 11.12.2019 11:50
A+
A-

[responsivevoice_button voice=”Turkish Female” buttontext=”Oku”]

 

Kendi öz iradesiyle yola çıkanlara hiç kimse bir şey söyleyemez. Seçimi; büyük zenginlik üzerine veya yoksulluk üzeneyse de… Zaten, bu iki kesim arasında ki genel farkı anlamak, onların anlaşılır veya anlaşılmaz yansımalarıyla gün gibi ortadadır… Ne zenginliğin sınırsız gücünü savunurum; ne de yoksulluğun insanlıktan uzak tarafını…

 

Bu yazıya başlarken; “ Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” sözünü hatırlayarak yazacağım. Ne zenginin malında, sayısında gözüm var; ne de yoksulun kendi huzurlu tesellisinde…

 

Bir parça hatırlatma yapıp, geçmişin zenginliklerinden, edebi ve felsefi düşüncelerinden de yararlanarak çalışmamı tamamlayacağım. Prenses Diana niçin bu kadar çok sevilmişti? Halktan birisi gibi doğal davranışları onu halkın bir parçası yaptığı için… Ya, kasetleri milyonlar satan Michael Jackson? Şarkıları, ritmi kadar halktan birisi olduğu için! Ne zaman halktan kopup derisinin rengiyle uğraşmaya başladı; o zaman da asalet aşkının içerisinde varlık içerisinde yoksulluk yaşadı. Marliyn Monroe’nin yaşadıkları ve anıları ise hiç sızlatıcı cinsten… Kendi ifadesiyle; yakalamış olduğu lüks hayat ve ün, ona göre değildir. Ama artık vazgeçilmez bir yolun yolcusu olmuştur; aradığı asalet, huzur çok gerilerde kalmıştır…

 

Floransalı Dante’in birkaçını burada hatırlamak istedim; “ İnsan kendi ince dallarına basarak cennete tırmanamaz. Tanrı gücümüzü ve amacımızı kendisinden almamızı ister.” Bu sözün karşılığını öğrenmek için; yalnızlığınızla, yakarışlarınızla ve samimimi içtenliğinizle yolculuğa çıkmanızı öneririm. Yalnız başına! İlahi mutluluğun yanında sosyal zenginliklerin ne kadar çok olduğunu görünce; yoksul sandığınız ruhunuzun, bedeninizin zengin tarafı karşısında şaşırmanıza şaşmayın…

 

Geoffrey Chaucer’in Canterbury Hikâyelerinde bir yerde geçen bir öykü şöyle devam eder;

 

“ Bir parça ateş al. Burasıyla Kafkasya dağları arasındaki en karanlık eve taşı. Kapıları kapatıp git. Yirmi bin kişi onu izliyormuşçasına ateş hiç bozulmadan yanacaktır. Sönene kadar doğal işlevini yerine getirecektir, hayatım üstüne bahse girerim. Şimdi sana söyleyeceklerimi anlayabilirsin belki. Asalet ödün veya satın alınamaz.”

 

Bütün bunların yanında biraz daha ASİL olma arzusuyla yüz binlerce, milyonlarca para harcayıp ev, yurt değiştirenlere ne yapabiliriz ki? Görmesi gerekenler ve ödemesi gereken bedeller varken…

 

İki yıl öncesi Makedonya Üsküp, Ohri gezisinde tanıştığım Fuat Hayrettin’den dinlediğim bir hikâyede; İzmir’de yaşayan bir ailenin ısrarla Ohri’den bir ev satın almaları üzerineydi. Fuat Hayrettin’in yakın tanıdıkları oldukları için ısrarla onun fikrini sorup duruyorlarmış. Fuat Hayrettin’in onlara verdiği cevap; “ Bizler İzmir gibi bir şehri düşlerken, sizlerin buraya gelip yüz binlerce liralık parayı bağlamanızı anlayamıyorum! Onun yerine bu parayla bir ömür, buralara seyahat edip, Avrupa’yı gezebilirsiniz.”

 

Ne çare ki, İzmirli zengin kadın ve erkek; Ohri’den bir değil iki ev almışlar. Karşılığında Avrupa yaşamı ve ileride verilecek Avrupa vatandaşlığı olacakmış. Bir çeşit asalet… Dünyayı gezmiş iki kaptandan ısrarla almak istediğim cevap şu soruyla öne çıktı;

 “ Bu kadar ülke gezdiniz; en sonunda nerede yaşamak istersiniz?” Kaptanların gemi, diğeri uçak kaptanıydı. Her ikisinin de verdiği cevap aynıydı; “ O kadar ülke gördük, yaşamak istediğimiz yer; yine Türkiye’dir.”

 

Asaleti zenginlikte arayan yiğitlerin birikimlerinin sonu bir türlü gelmiyor. Uçsuz bucaksız evrenin genişlemesi gibi… Belki de onların bir kusuru yoktur bu işte. Hepimiz evrenin bir parçası ve onu oluşturan elementlerden meydana geldiğimize göre; genişleme, büyüme ve daha da ötesine geçme isteğini; mal ve mülkle yerine getirme içgüdüsüne teslim olmuş olabiliriz…

 

Amacım ne zenginliğin gözünü çıkartmak, ne de yoksulluğu övmek… Sadece, insanların gönüllü tercihlerinin, demokrasi ve adaletle yaşanan bir yerde, doğal ve içten bir seçime dönüşmesinden ibaret… Nasıl ki, şehirde en üst mertebede yaşayan insanlardan bazıları birden her şeyi bırakıp, doğaya, bir kulübeye sığınıyor, sadece kendi ürettikleri ve avladıklarıyla huzuru arıyorsa, insan istihdam edecek büyük zenginliklerin yanında ülkesine, şehrine refah getirmek isteyen saygın insanları da alkışlamak isterim…

 

Alkışlayacağım bir söz daha var; o da Feoffrey Chaucer’in kadim zamanlarda bulup buluşturup eserine aktardığı sözlerden birisi;

 

“ Cebi delik yolcu, hırsızın önünde ıslık çalıp dans eder.” Hırsız, hayal kırıklığına uğrayınca kim dans etmez ki…

Marka Flower Çiçekçi