Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
[responsivevoice_button voice=”Turkish Female” buttontext=”Oku”]
Nasıl ki Bertolt Brectht’in “okumuş işçi” şiirindeki işçi soruyorsa;
” Yedi tepeli Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?”
Yıllar önce gazetemizin köşesinde; “ KRAL GARSON EROL” köşe yazılarıyla kendisinden söz ettiğimiz Erol, aynı felsefeyle kendi rızkını kendisi kazanıyor. Bugünün dünyasında birçok genç insanın anne babasına asalak gibi yapışıp hiç çalışmadan yan gelip yatarak yaşamın miskinliğinde yaşıyor oluşunu görünce, Garson Erol gibi işçilerin, emekçilerin ve kendi rızkıyla yetinenlerin her daim takdir edilmesi gerekir…

Garson Erol’un şakacılığı, yüzünün güleçliği, berrak iradesiyle her daim ufak şeylerden mutlu olan bir insanı telaşı, şakacılığı içinde, Ertuğrul Mahallesi, Hüseyin Pehlivan Pasajı ve çevresinde tanınan sevilen bir emekçidir.
Erol’un kendine özgü karakteri ilk zamanlar onu anlamakta bizleri şaşırtsa da, yaratıcının; Allah’ın insanları farklı yaratıp, yaşamın içerisinde farklı sosyal, ekonomik ve kültürel katmanlarda insana dair güzelliklerin, renklerin farklı bir gösterisi gibidir.
Garson Erol krallığı; zorbalığa, hilebazlığa dayalı değildir. O’nun gücü masum bir çocuk şakacılığı, neşesi içinde vücut bulur. Kızdırmaya gelmeyecek kadar ürkek aynı zamanda hazineleri koruyacak kadar güvenilir bir insanın temsilcisidir Garson Erol… Selami Bey ile Aydın Bey’in vazgeçilmezi, ihtiyaç duyulduğu an, her iki esnaf arasında hiçbir kuşku, kuruntu ve öfke pazarlığı yapmadan işe koşan bir insan…
Garson Erol, kabalıktan, hırçınlıktan ve kendini akıllı sayan birçok hilebaz insandan çok öte yardımseverliğiyle de öne çıkmayı başardı… Farklı zamanlarda bulmuş olduğu iki cep telefonunu sahiplerine ulaştırdı; onları mutlu etmenin yanında, bir kez daha düşündürmeye; “ iyi insanlarda varmış!” demeye mecbur bıraktı…
Garson Erol farklı zamanlarda yine başka bir iyilikseverliğini, vicdan ve merhametiyle bir araya getirerek ölmek üzere olan iki kediyi kurtarıp, gerekli yerlere haber vererek, iki hayvanın daha uzun süre yaşamasına yardımcı oldu…
Garson Erol gibi binlerce, on binlerce insanımız var. Az olanla ve kendi rızkıyla yetinen… Ve onların bizlerin yaşamında ki yerleri her daim bir tebessümden öte geçemiyor… Hâlbuki bizlerde kalmayan veya eksik olan gülümseme, saf olan insanlıkları kendimizle yüzleşmek ve belki de, çocuklukta bıraktığımız neşemizi; kalbimizi geri kazanmak için ayrıcılıktır…
Garson Erol, Bertolt Brecth’tin şiiriyle sesleniyor yaşadığı şehre; başını eğip, gülümseyip askısındaki çayları taşırken, hangi yardıma, hangi iyiliğe nasıl yetişirim düşüncesiyle;
“Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
Kim yapmış Babil’i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
Altınlar içinde yüzen limanların?
Ne oldular dersin duvarcılar
Çin Seddi bitince?
Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok?
Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
Yok, muydu saraylardan başka oturacak yer
Dillere destan olmuş koca Bizans’ta?”
Peki, ama bunca yol, köprü, bina yapılıyor; dünyanın, ülkemizin ve Tekirdağ şehrinin her mahallesinde! Binaların, sitelerin ve onları yaptırılanların isimleri biliniyor da, onları güneşin, yağmurun, rüzgârın, dondurucu soğuğun altında yapan işçilerin ismi niçin bilinmiyor? Islık çalarak duvarlara sıva yapan Vanlı ustayı, damı onarmak için günün soğuğunda en üst kata çıkan Erzurumlu Macit Usta’nın bir sigara içimi mola verdiği bacaya yaslanmış kalbi susmuş bedeni kimleri ne kadar ilgilendiriyor?
Garson Erol, bütün bu soruları, hiç sormamış gibi yapıp, kendi güleç ve saf kalbiyle rafine edip, askısındaki çayları taşımanın, gün içerisinde kendisine yetecek parayı kazanmanın neşesiyle evine gidiyor. Babasına, annesine yük olmadan, insanlık mirasını öteden beri her daim her yıkıldığında onaran işçiler gibi kendi ömrünü, faydalar, iyiliklerle süsleyerek sürdürüyor…