Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
CHP Tekirdağ Milletvekili ve Parti Sözcüsü Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin Korona salgınıyla daha da ağırlaştığını, çıkış yolunun ekonomide yeni ve dört başı mamur bir program olduğunu belirtti.
Türkiye’nin buna benzer bir krizi 1999 depremi sırasında yaşadığını anımsatan Öztrak, “Bizim o dönemdeki tecrübelerimiz, böyle bir durumdan çıkabilmek için derli toplu bir hikayeyi ortaya koymanın çok önemli olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Ekonomide alınacak tedbirler çerçevesinde para basılması durumunda, bunun enflasyon üzerinde kalıcı bir etki yaratmaması için “parasal genişlemeden çıkış stratejisinin” mutlaka ortaya konması gerektiğini ifade eden Öztrak, “Tüm bunlar, dört başı mamur orta vadeli yeni bir programla ancak yapılabilir. Türkiye’nin teknik olarak güçlü, dört başı mamur bir ekonomik programa acilen ihtiyacı var. Bunun hızla hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.
Öztrak, programın başarılı olabilmesi için toplumun tüm kesimlerinin mutabakatının sağlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu nedenle Ekonomik ve Sosyal Konsey de derhal toplanmalı” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Bu hafta da Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı telekonferans aracılığıyla gerçekleştirdik. Bugün; hem dünyada hem de Türkiye’de korona salgınının seyrini değerlendirdik. Ülkemizde alınan ve halen alınması gerekli tedbirleri bir kez daha gözden geçirdik. Salgının ekonomimiz üzerindeki etkilerini açıklanan güncel veriler ışığında bir defa daha ele aldık.
SALGIN ÜLKEMİZDE ÇOK HIZLI YAYILIYOR
Dünyada gündemi, korona salgını belirliyor. Ülkemizde kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı dün 574’e çıktı. Başta değerli profesörlerimiz ve diğer sağlık çalışanlarımız olmak üzere kaybettiğimiz tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, sevenlerine ve ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Hastalanan yurttaşlarımızın bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz. Bu tür salgınlarda en kritik gösterge salgının bulaşma hızı. Türkiye’de ilk teşhisin üzerinden tam 27 gün geçti. Hasta sayımızda 27 bini aştı. Oysa 27 günde; İtalya’da hasta sayısı 15 bin 113, İspanya’da 3 bin 146, Almanya’da ise 2 bin 745’ti. Ülkemizde salgın çok daha hızlı yayılıyor. Sağlık Bakanı da virüsün yayılma hızının bu kadar yüksek olduğunu bilmediklerini itiraf etti. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalığın bulaşma hızı 1’e 3 iken, Sağlık Bakanının verdiği rakamlara göre İstanbul’da hastalığın bulaşma hızı 1’e 16. Yani İstanbul’da virüse yakalanan bir kişi hastalığı 16 kişiye bulaştırıyor.
İKTİDAR SORUNUN ÖNÜNDEN GİDECEĞİNE TAKİP EDİYOR
Nüfusun yoğun, sosyal hareketliliğin yüksek, ticaretin ve ekonomik aktivitenin canlı olduğu şehirlerimizde, hastalık riski çok yüksek. Bu nedenle daha katı önlemleri içeren bir “evde tut” kararının gerektiğini her fırsatta ifade ettik. İstanbul ve İzmir başta olmak üzere, hastalığın hızla yayıldığı şehirlerimizde Büyükşehir Belediye Başkanlarımız, sokağa çıkmanın kısıtlanması için, iktidara çağrı üstüne çağrı yaptılar. Maalesef iktidar parça parça ve gecikmeli tedbirlerle, hastalığın yayılma hızını kontrol altına alabileceğini düşünüyor. 27 gün sonra nihayet 30 Büyükşehrimizde ve Zonguldak ilimizde şehre giriş-çıkışlar durduruldu. 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımıza ilave olarak, 20 yaşından küçüklerin de sokağa çıkması yasaklandı. Market ve pazar yeri gibi kalabalık yerlerde maske kullanımı zorunlu hale getirildi. Kuşkusuz bu tedbirler gereklidir. Bunlara harfiyen uymalıyız… Ancak bunlar da yeterli değildir. İktidar sorunun önünden gitmek yerine, sorunu çözmek yerine hep sorunları geriden takip etmeyi tercih ediyor.
İSTANBUL’DA HAREKETLİLİĞİ DURDURMADAN SALGINLA MÜCADELE EDİLEMEZ
Şehirlerarası hareketliliğin kesilmesi doğru mu? Doğru. Ancak bir yandan şehirlerarası trafiği keserken, diğer yandan İstanbul’dan Çerkezköy’e, Çorlu’ya, Kocaeli’ne işçi taşıyan servis otobüsleri hala çalışıyor. Bu da yetmez İstanbul gibi bir metropolde, ilçeler arasında hareketlilik de yoğun şekilde sürüyor. İstanbul 15,5 milyonluk dev bir şehir. Bu şehirde kilometrekare başına 2 bin 842 kişi yaşıyor. Dolayısıyla ilçeler arasındaki hareketliliği yavaşlatmadan veya durdurmadan, bu devasa şehirde salgınla mücadele etmek mümkün değil. Daha salgının başındayız. Bunu Sağlık Bakanı söylüyor. Ve daha işin başındayken, İstanbul’da mevcut yoğun bakım ünitelerinde doluluk oranının yüzde 70’lere ulaştığı ifade ediliyor.
İTALYA’DA LOMBARDİYA NEYSE TÜRKİYE’DE İSTANBUL O
Unutmayalım: İtalya’ya salgın ülkenin en zengin, ticaret ve sanayinin bulunduğu Lombardiya’dan yayıldı. Ve İtalya, Lombardiya bölgesini karantinaya almakta çok geç kaldı. Yaşanan sonuç bugün ortada… Zaman lehimize işlemiyor. İtalya için Lombardiya neyse, Türkiye için de İstanbul odur. Bu durumda, en azından İstanbul’da, sokağa çıkmayı engellemek için, neden bekleniyor? Milletimize “sen evde otur, iyi olmaya bak, aşın, işin, maaşın benim devletin garantisi altında” dememenin bahanesi ne olabilir Sayın Erdoğan? Herkes sizin gibi kendini saraylarda, köşklerde koruma altına alamıyor, saraydakiler her dört günde bir kendilerine test yaptırırken, saray beslemeleri test kitleriyle sosyal medyada şov yaparken, sağlık çalışanlarımız, milletimiz test yaptırmak için kit bekliyor. Bir kez daha, “yanılmışım Allah ve milletim beni affetsin” dememeniz için bu uyarıları yapıyoruz.
KARANTİNAYA ALIP BORÇ YAZIYORLAR
Bakınız, Denizli’de Çal ilçesinin Denizler Mahallesi’nde karantina başlatılmış. Burada vatandaşlarımızın ihtiyaçları karşılanıp, sonra ödenmek üzere deftere yazılıyormuş. Kimin defterine? Bakkalın defterine. Oysa Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 83. maddesine göre karantinaya alınan kişilerin ve ailelerinin giderleri, devlet tarafından karşılanmalıdır. Yasa “giderini karşılayın” diyor karantinaya alınanların, siz bakkalın borç defterine giderleri yazdırıyorsunuz.
PARÇA PARÇA TEDBİRİN MALİYETİ FAZLA
Hızlı ve kararlı hareket ederek, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretimini sürdürürken, evde tut yaklaşımının milletimize ekonomik maliyetinin, parça parça tedbir alarak salgının yayılma riskini artırmaktan daha düşük olduğunu ve bunun artık tüm dünya tarafından kabul edilmeye başlandığını bir kez daha hatırlatalım.
TEDBİRLER YARIM YAMALAK
Ama iktidar bu salgında, çalışma çağındaki nüfusu iş başında tutmakta kararlı görünüyor. Bunu çok doğru bulmasak da, bu çerçevede tedbirlerin düşünülmeden ve yarım yamalak alındığını da biz görüyoruz. İktidar önce 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirdi. Ardından da 15-19 yaş arasında 1 milyon 385 bin gencin çalıştığını fark ediverdi. İçişleri Bakanlığı alelacele çıkardığı bir genelgeyle, kamu kurumlarında veya özel sektörde sigortalı çalışan 18-20 yaş arası gençlerin sokağa çıkmasına izin verdi. Ancak bu yaş aralığındaki gençlerimizin sadece 470 bini sigortalı olarak çalışıyor. 915 bin gencimiz ise kayıt dışı çalışıyor.
KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI
Şimdi sokağa çıkması yasaklanan ancak sigortası olmadan çalışan gençler ne olacak? Onların evine kim ekmek götürecek? 470 bin sigortalı gence, “sağlığını düşünme, çalış” diyeceksiniz, ailelerinin iaşe ve ibatesini karşılamaktan kurtulacaksınız. Sigortası olmadan çalışan 915 bin genci ne yapacaksınız? Tam bir “kırk katır mı, kırk satır mı” siyaseti…
DİĞER DEVLETLER VATANDAŞINA PARA VERİYOR, BİZ PEŞİN FATURA KESİYORUZ
Salgınla mücadele amacıyla, sosyal mesafeyi artırmak için, pek çok işletmeyi kapattınız. Kahvehanelerden, berberine, düğün salonundan, tiyatrosuna 144 bin 690 işletme kapılarına sizin çıkarttığınız talimatnameler çerçevesinde kilit vurdu. Berberlerde, kuaförlerde ve güzellik salonlarında çalışan 540 bin yurttaşımız şimdi evinde oturuyor. AVM’lerde çalışan 523 bin çalışan faturalarını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyor. Kahvehanelerde çalışan 259 bin çalışan günlük yevmiyesini kaybetmiş durumda. Okul ve yurt kantinlerinde 150 bin civarındaki emekçi işinden olmuş durumda. Sayıları 1 milyon civarında olan gündelikçi ev kadınları artık evlerine ekmek götüremiyorlar. Bu insanlar bugünlerde ne yiyip, ne içecek? Bu insanlara kim sahip çıkacak? Belçikalıların devleti ne yapmış? Diğer desteklerin yanı sıra kapanan berber ve kuaförlere ayda 2 bin Avro, kapısını kapatan diğer işletmelere 4 bin Avro nakit destek vermiş. Şili hükümeti kayıt dışı çalışan, yani hiçbir sosyal güvencesi olmayan 2 milyon işçisine nakit desteği vermeye başlamış. İrlanda kendi adına çalışan ve işini kaybeden küçük esnafa, haftada 203 Avro ödemeye başlamış. İngiltere evde oturan çalışanlarının maaşının yüzde 80’ini ödüyor. ABD’de devlet, ihtiyaç sahibi yurttaşlarına 1.200 dolara kadar nakit desteği veriyor. Fransa Cumhurbaşkanı “hiçbir Fransız’ın işsiz kalmayacağını” garanti ediyor. Kanada Başbakanı yurttaşlarına “siz parayı düşünmeyin, sağlığınızı düşünün, para işini biz çözeceğiz, biz bunun için varız” diyor. Dünyanın en fakir ülkelerinden Kongo bile yurttaşlarının iki aylık elektrik faturasını ve su faturasını devlet olarak ödeme kararını alıyor. Bizde ise elektrik ve doğalgaz faturaları evlere gönderilmeye devam ediyor. Hem de peşin peşin hesaplanarak.
IBAN MODELİYLE ÇIĞIR AÇTI
Bir de evlere gönderilen IBAN numarası var. Bu pandemi sürecinde milletine IBAN numarası gönderip bağış isteyen bir başka Cumhurbaşkanı var mı? Hiç sanmıyorum. Saray vatandaşını borçlandırıyor, “Gidin bankalardan şuraya kadar geliriniz varsa şöyle faizle bununla borç alın. Sonra o parayı da alın bana bağış yapın” diyor. Bu yepyeni bir model. Yeni IBAN modeliyle ekonomi literatüründeki yerini saray gerçekten sağlamlaştırıyor.
NEREDE BU PARALAR
Oysa son 17 yılda hiçbir cumhuriyet iktidarına nasip olmayan kaynakları kullandı bu iktidar. Önceki hükümetler, 79 yılda, vergi olarak, özelleştirme geliri olarak, iç borç, dış borç toplam 713 milyar dolar kaynak kullanmış. Bunlarsa son 17 yılda 2 trilyon 346 milyar dolar yani kendilerinden önceki dönemdeki hükümetlerin tamamının kullandığının 3,5 katı kadar parayı kullanmışlar, toplamışlar. Şimdi soruyorum, nereye gitti bu paralar? Görülen o ki bu kadar paraya rağmen bütçeyi tam takır etmişler. Vatandaşın fitresine, zekatına bağışına muhtaç olmuşlar. Ne olacak peki bunlar toplanınca? Önce yandaş müteahhitlerin garantileri ödenecek… Artanlar da önceki yardım kampanyalarında olduğu gibi “inekler içecek, dağa kaçacak.” Vatandaşa da yine nereye gitti bu bizim paralar diye sormak düşecek. “dedi.