Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Tanıdığım insanlardan; “Marketlerde ki fiyat artışını yazsana” diye uyarı telefonları aldığım gibi, karşılaştığım tanıdıklarda sıklıkla bu konuyu dile getiriyor. Pazarın bir parça fiyat dengesi, dışarıya ihracatın durmasıyla durulur gibi olsa bile; pazarda layıkıyla alışveriş yapacak bir insanın birkaç yüz lira harcaması şarttır… Kazançlar, yerinde sayarken, neredeyse sembolik maaş artışları gelirken, piyasanın dengelerinin tüketicinin aleyhine bozulduğu ortadadır.
Nereden mi biliyorum? Beni arayıp da bugüne kadar hiç dert yanmayan insanlardan ve kendim de tüketici olduğum için; bir yıl önceki peynir fiyatını, bir yıl önceki kolonya, et fiyatını bildiğimden yazıyorum.
Göstermelik patates denetimi yapılmıştı geçmiş yılda. Birkaç patates üreticisi veya toptancısı medyanın önüne atılmıştı; tüketicinin hakkını korumak adına. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,”Kimse vatandaşı kazıklamasın, sıkı denetimler yapılacak” demiş olsa bile, yeterince üretilmeyen her mal, aşırı pahalı hale geliyor. Veya denetimin eksik olduğu, rekabetin yeterli olmadığı ortamlarda karteller oluşuyor. Diğer kurumlar da yeterince yaygın değilse; olan, emeklinin, işçinin haline olur; vatandaşlarımızın dediği gibi; “ Marketler, fırsat bu fırsat, fiyatları durmadan arttırıyorlar.” Şikâyetlerini, gerçekçi yakınmaları, yetmezliğin içinde yoğrulan insanlar mecburen söylerler…
Güneşi, toprağı, rüzgârı, suyu ve insanı gerçek manada üretme erdemiyle dolu bir ülkenin, et ve süt ve diğer ihtiyaçlarının lüks hale gelmesi şaşılacak bir durum. Veya bu ürünlerin fiyatı yüksek değil de, alım gücü yeterli değil. Bu meseleye bu açıdan bakarsak, doğru cevabı bulmuş oluruz; alım gücü; AÇLIK ve YOKSULLUK sınırları hatırlarınsa ve birçok eve düzenli, et, balık girmiyorsa, sadece unlu ürünlere mecbur bırakıldıysa insanlarımız; gerginlikleri de hiç bitmeyecektir.
Çünkü insanların iki şekilde gerçek huzuru bulması gerekir; ruhen ve bedenen doyuma ulaşmak. Ulaşa bilme çabaları içinde olmak. Bu umut, bu imkânlar yeterli olmadığı an, insanlar sadece aç kalmama telaşına kapılırlar ve Mustafa Kemal’in yüz on yıl önce söylediği “gelişmiş toplumların operası, dansı var” uyarıları, her daim; yüz on yıl sonra bile toplumumuza lüks kalır, uzak kalır…
Sıcak günler kendini gösterdi. Aynı zamanda Covit–19 canavarının da düşüşe geçtiği, iyileşenlerin çoğaldığı haberi hepimizin içindeki çocukluk bayram sevincini eşelemektedir. Altmış beş yaş üstü insanlarımızın, yirmi yaş altı gençlerimizin ve hafta sonları tüm şehrimizin ve diğer Büyükşehir insanlarının gösterdiği kanunu saygı, evlerimize halk diliyle “hapsolma” nın sonuna doğru geliyoruz. Bu son için; kurumlarımız; Belediyeler ve diğerleri ne gibi hazırlıklar yapıyorlar acaba?
Bunca zorlu-korkulu geçen ve birçok yönden büyük kayıpları olan insanımız için; BELEDİYELERİMİZİN, BAŞKANLARIMIZIN olağan dışı ama bir o kadar olağan olan programları ne durumda? İnsanımızın ekonomik kaybı ciddiyetini korurken, psikolojik durumu için insanların parklara ve bahçelere, piknik ananlarına gidip, kâbus dolu günlerin yaralarını sarmaları için elimizden gelecek olanın hazırlığına başladık mı?
Doğası bu kadar güzel olup da insanının, doğanın şefkatli ve eğlenceli tarafıyla buluşturulmaması, insanlarımızın da yeterli çabayı göstermemesi üzerine; zaten hapis hayatı yaşayan insanlarımızın büyük çoğunluğu, evlerine, kahvehanelerine muhtaç bırakılmış durumda.
Süleymanpaşa’dan Şarköy’e, Saray’a kadar, birkaç iklimi bir arada yaşayacak durumdayken, bu imkânların çok kısıtlı olması düşündürücü değil midir? İnsanlarımızın huzuru için göreve gelmiş yöneticilerin kadrolarını iyi oluşturamadıkları görünmüyor mu? Halk plajların yetersizliği gibi, piknik, eğlence yerlerimiz de yetersiz. Doğanın içerisinde; yani koynunda, ama doğayı bozmadan, kirletmeden; “YOL, TUVALET, SU ve GÜVENLİK “ sağladığınız zaman; Covit-19’un meydana getirdiği asarın çoğunu onarmak mümkün görünüyor.
Yöneticiler toplumundan birkaç adım önde, öncü olurlarsa bir şehrin gelişmesi; hem ekonomik, hem de sosyolojik açıdan ileri düzeyde oluyor…