CAN SIKINTISI

Yayınlama: 02.07.2020 10:18
A+
A-

Bu günlerin en yaygın hissiyatı haline gelen şey “Can Sıkıntısı” Kendisini gözle görmediğimiz ama her an her yerden bize saldıracağını inandığımız SALGIN hastalığın (Covid 19) hışmına uğrama olasılığı yüzünden büyük çoğunluk evlerine sokulmuş-sığınmış durumda. Zaten öyle olduğumuz halde, yeterince sosyal, kültürel yaşamımız olmadığı halde, sokağa, caddeye, komşuya, seyahate çıkabilme ihtimalleri insanlar üzerinde huzurlu bir özgürlük algısı yaratıyordu.

 

Ya şimdi? Salgın her yerde dolaşıyor. Korkusu da öyle! Nasıl ne şekilde savunma yapacağımızı bilmiyoruz. Hiç olmadığı kadar kolonya, sabun sürünüyoruz. Ve kim bilir ne çok dualar ediliyor; bu korkunç kâbusun bir an önce bitip gitmesi üzerine…

 

Bir türlü kendimize varmamamızın, kendimizi keşfedememenin can sıkıntısının ucu bucağı olmadığı bellidir. Cephenin, bu salgın savaşıyla en önde mücadele eden sağlık çalışanlarının durumunu bir düşünün! Onlara,”Hadi eve gidebilirsiniz” deseler, hepsi koşarcasına giderler. Evin; evlerin güvenli sığınağı sağlık çalışanları, polisler; özellikle toplumsal olaylarda en önde olan insanlar için; cennetsel bir seçenektir…

 

Covit 19,iki geri bir eleri giderken, bizler halen; “maske takılsın mı takılmasın mı?” tartışmaları içerisinde büyük ülke olduğumuzu idea ederken, kolonyanın bile “YOK” listesinde karaborsaya düştüğü bu zamanlarda, ısrarla bilimsel verileri, deneyleri, önerileri sahiplenmeliyiz. Dikkatinizi çekerim; kolonya ortaya çıkar çıkmaz en az % 30 ile daha ötesi artışla raflara döndü. Hani kontrol? Hani vatandaşı koruma, kollama bilinci kanununu?

 

Filozof (Nietzsche) “ Hiçbir sanatçı gerçekle yetinmez.” Der. Bilim insanları da tam tersini, gerçekle yüzleşmeyi, matematiksel verileri görmek ister. Sanatçılar, zamanlar ötesi gezinmeyi, geçmişe girip çıkmayı, kurku ve düşleri severken, bilim dünyası saf gerçeğin verilerini görmek ister.

 

Yaşadığımız dünyaya, bizim mutluluğumuza, can sıkıntımızın geçmesine gerçek bilgi, gerçek deneyimler ne kadar gerekliyse, sanatçıların peşinde koştuğu düşler de o kadar gereklidir. Can sıkıntısı denen, bu salgından sonra insanlarımızın çoğunda başka ruhsal hasarların çıkacağı, yine bilimsel gerçeklerin açıklamalarında bellidir. Kendi kendimizi önemsemiyor, zamanı hiçliğe teslim ediyorsak, tam da bu zamanlarda, iyi bir filmin, şiirin, öykünün, resmin peşinde koşmayı, can sıkıntısına karşı önlem olarak göremiyor, görmeyi beceremiyorsak; işimiz ve sıkıntımız epey yoğun ve hasarlı olacaktır.

 

Seçici olmanın, nitelikli yaşamın lüks tarafı yoktur. Sürekli korkarak ölümü beklemenin de anlamı yoktur. Güne faydayla, heyecanla, umutla başlamak, günü onurlandırmanın yanında can sıkıntısının popo-suna bir tekme atmayı da başarmış oluruz…

 

Dünya neden hastalandı? Niçin hazırlıksız yakalandık? Neden bu kadar çaresiziz? Bütün bunlar can sıkıntısını arttıracak düşünceler gibi görünse bile, doğruya, saf gerçeğin, bilginin yardımıyla erişir ve seçme seçilme hakkının değerini anladığımız an, sürünün dışına çıkabilmek mümkündür. Düşünen, sorgulayan birey olma yolunda, kendi özgürlüğümüzü kazanmış olmanın bilincine ve bu bilinç ile edebi dünyaya, felsefeye, sosyolojiye bakmanın kötü olmayacağını da görüp, sıkıntıları def etme anahtarını da ebedi bir düşünce içinde sahiplenmiş oluyoruz. Ölümlü olmanın, ölümcül olmayan can sıkıntılarını gidermenin bin bir çeşidini de yaratmanın zevkini tadarak, dokunuruz yaşamın her haline.

 

“Bir şey olmaz abi!” naraları sınıfta kalmıştır… Filanca ülke aşıyı, ilacı bulsun; satın alırız felsefesi gaflet uykusundan başka bir şey değildir. Önce öğretmeni kutsallaştırdık sonra öldürdük. Şimdi, sözleşmeli öğretmen adı altında köleliği onaylayan suskunluk hallerinde kendi can sıkıntısı içindeyiz. Doktorları, sağlık çalışanlarını alkışlayarak iyi bir şey yaparken, daha dün, ondan önceki zamanlarda onların linç edilişlerini yine aynı sessizlik ve can sıkıntısı içinde izledik ve sustuk; hiçbir şey olmamış gibi…

 

Eğer her şeye, evde oturmaya, yasaklara, olumsuzluklara, kötü haberlere canınız durmak sızın sıkılıyorsa bu sıkıntının sebebi; “Biraz da benim; canım kardeşim!” diyebiliyorsak, bir başka uygar dünyanın insanı olma yolunda, yoksulken bile saygı gören, kendi nitelikli yaşamını oluşturan erdemli bir insan olarak yaşarız; yaşama hakkımız henüz tükenmemişse…

Marka Flower Çiçekçi