Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Ertuğrul Mahallesi İhsaniye Sokak 12 numaralı ahşap evde bir insan yaşam savaşı veriyor. Valide Sultan Kebap Salonu ve Diyar Kebap Salonu yakınında; yıkıldı yıkılacak iki katlı ahşap evin içinde Tekirdağlı eski bir esnaf yaşıyor. İsmi Şükrü; yıllarca Atlas Pasajında esnaflık etti. En güzel ürünleri sattı ve yıllarca Esnaf Odasına aidat ödedi. Vergisini verdi; iyi bir insan, kentli gibi yalnız yaşayıp yalnızlığın kaderiyle baş başa kaldı…
12 numaralı ahşap evin çöken üst katı ve her an çökebilme viranlığı çevreye zarar vermesin diye Belediyemiz tarafından çelik kafes koruması içine alınmış. Sadece kapı kısmı açık bırakılmış. Niçin? Çünkü bu viran ahşap evin içinde ESNAF ŞÜKRÜ yaşıyor. Zaman zaman gidip gelen hafızası, onu insan olmaktan öte zararsız bir mahlûkat görünüşü içinde, belediyenin getirmiş olduğu yemekleri; kâh yiyor, kâh kedileri besleme tesellisi içinde yıkılmasına az kalmış evin eşiği içinde, ibretsel bir duruş içinde öylece bekliyor.
Esnaf Şükrü’nün muhtemelen emekli maaşı da var. Ama kullanamazsan neye yarar; para ve pullar; büyük taşınmazlar, yüksek sıfatların değerli hatıraları; sağlık gitmişse; NEYE YARAR?
Kurum ve kuruluşlar niçin var? Şehrin göbeğinde yaşayan, yıkıldı yıkılacak bir evde, aklın şavkı ve şefkatini kaybetmiş bir insanın bir yaratık gibi orada yaşaması; insana, insanlığa ve şehrimize yapılacak en büyük zarar; en büyük kötülük değil midir?
Esnaf Şükrü; yıllarca oda aidatı ödediği halde, halden-ayaktan kesilmiş, dermansız kalmış durumda. Emekli de olsa, eski üyelerini hatırlayan, onları gözeten bir ESNAF ODASI VAR MI?
Esnaf odalarında böyle bir kültür; böyle bir VEFA alışkanlığı- geleneği var mı acaba? Yok! Her şeyi yozlaştırıp koltuk sevdasına, korkunç albenisine tutuma alışkanlığı varda, kendi üyelerinin esnaflıktan sonraki halleri takip edip, gerektiğinde onları koruyacak, insanca yaşatacak önlemler alma becerisi yok. Niçin? Çok basit; insan denen canlının vicdan ışığını kaybettiği için…
İkide birde; koltuk sahibi olan kişiler her sıkıştıklarında “ Geçlerimiz bizim geleceğimiz” derler ya; gelin de inanın bu sözün sahiplerine! Eşik içine oturmuş, yıkıldı yıkılacak bir evde bir YARATIK gibi yaşamaya çalışan bir insanı gören genç insanlar acaba ne düşünür? O insandan korkarlar! O insandan iğrenirler! O insanı bir yaratık gibi görürler…
Bu şehrin gaflet uykusuna düşmüş yöneticileri, sayın amirleri; artık kendinize gelin; lokmanızın alın terine, şehrinizin vicdan ışığına tutunun; yoksa zaman denen şey akıp gidiyor; yaptıklarınız kadar yapmadıklarınızla da KÖTÜ anılıyor, yok hükmünde hiç yaşamamış gibi evinize getirdiğiniz lokmaların hayrını göremezsiniz…
12 numaralı ahşap evin yıkılmasını, yanıp kül olup bir insanın sonunun facia ile bitmesini istemiyorsanız; Esnaf Şükrü’yü son günlerinde huzur içinde yaşayacağı bir HUZUR ortamına; Huzur Evine kavuşturunuz. Üstelik bu insanın maaşı ve malı-mülkü de var; kendi imkânlarıyla da bakma, gözetme, kollama iyiliği, ahlakı, sevabı, vefa duygusunu yüceltmiş olursunuz; OLURUZ…
Sanat ve sanatçı yaşadıkları toplumların ve hatta bütün dünyanın öncüsü olabilme onuruna sırf bu yüzden; toplumsal gerçeğe; iradeye, vicdana, neşeye, hüzne, trajediye dokundukları için varlar. Tıpkı William Sharespeare gibi;
“ İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.”