Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bana Göre Sanatın Keyfi Tek Başına Sürülemez!
Birkaç yüzyıl öteye, hatta birkaç bin yıl sonrasına uzandığımız zaman; ortaya, trajik bir istek çıkıyor. Birçok şair ve yazar yayınlanmamış eserlerinin yayınlanmaması üzerine vasiyet bırakıyorlar;
“ Ben öldükten sonra eserlerimi yakın!” Latin şair Virgilius, uzanmış olduğu ölüm döşeğinde, enerjisini topladığı anlarda, sayıklaması sona erdiği zaman yanında bulunan arkadaşlarına en önemli eseri Aeneas Destanı’nın yakılmasını rica etmekten öde adeta yalvarmıştır. Günümüzden iki bin yıl önce dahi sanatçının sanatına duyduğu bu kayıp ve acıklı duygu hep aynı…
O günün İmparatoru Sezar bu duruma el koymayıp, dostu olan şairin yakma isteğine boyun eğseydi, bir eser hiçbir zaman yayınlanmayacaktı.
Ya Kafka’ya ne diyelim! Bütün dünyanın bulup tanıdığı Kafka, kitaplarının yayınlandığını hiçbir zaman görmedi. Baba öfkesi, baba korkusuyla büyümüş, olgunluk zamanının tadına doymadan genç yaşlarda hastalıklarla uğraşan Kafka, bazılarına göre arkadaş ihanetine uğramıştır!
Kafka’nın Max Brod, Kafka ünlü olmadan kitap yazmaya başlamış tanınan bir yazardır. Kafka eserlerini yazdığı halde yayınlatmayı düşünmemiş, hastalıklarla uğraştığı zamanlarda en yakınında olan Max Brod’a ;
“ Ben öldükten sonra eserlerimi yakın! “ diyerek söz verdirmiştir. Bir arkadaşın diğer arkadaşa verdiği söz, hiçbir zaman yerine getirilmemiş, tam tersine Max Brod, bu eserleri yayınlatmış ve Kafka, dünya sahnesine çıkmıştır.
Bazı insanlar Kafka’nın arkadaşının verdiği sözü tutmamasını “ İhanet” olarak değerlendirmeleri ne kadar doğru? Kafka’nın bu vasiyeti arkadaşına bırakması kadar doğru veya eğri!
Latin şairinin bütün arkadaşlarından istediği, yalvardığı bu YAKILMA sahnesinde hep şunu düşünürüm: Niçin kendi eserini Gogol gibi kendi elleriniz ile yakmadınız? Muhtemelen kendi ruhlarından süzülen, kendi elleriyle yazdıkları eserlerini, evlatları gibi gördüler. Belki bir şans; az da olsa evlatlarına bir yaşama hakkı tanımış olduklarını düşünüyorum.
Gogol ise Ölü Canlar’dan sonra bir eser daha yazmıştır. Fazlasıyla dindar olan Gogol, eserini yazarken kuşkuya kapılmış, aksaklıklar yaşamış ve bu eserin tanrı tarafından yazılmasını istenmeme kanaatine kapılması; eseri doğmadan kendi elleriyle yakılmayla ebediyete kadar ölmüştür. Tıpkı, kendi eserini yaktıktan on gün sonra Gogol’un dünya sahnesinden ayrılan bedeni gibi.
Kaleme aldıkları eserleri yakmak isteyip de yakılmayanlar ve yakılanları karşılaştıran bir çalışma var mıdır bilemiyorum. Kurtulanları düşünce, sadece Kafka’nın eserlerinin edebiyat dünyasında olmaması, ciddi bir kayıp olacaktır.
Aynı kaybı Vladimir Nabakov’un vasiyeti dinlemeyen eşe Vera’da verdiği sözü tutmamış. Yazarın son eseri olan Laura’nın yakılmasını yerine getirmemiş, oğulları tarafından günü geldiğinde dünya edebiyatına kazandırılmıştır.
Ne yazık ki, yazarların şairlerin “ Eserlerimi Yakın “ isteği, o eserlerin kendi varlıklarıyla bütünlüğünü düşününce bir bakıma anlaşılır olabilir. Ya, yüzlerce, binlerce yıl öteye uzanan kitapların yakılma olayını hangi bilgi, ahlak, akıl ile savunabiliriz?
İskenderiye Kütüphanesi, Efes ( Celsus Kütüphanesi ),Pers-İran Kütüphanesi, Sibilli Yazıtları, İstanbul Kütüphanesi, Maya ve İnka Elyazmaları; daha niceleri yakılmadı mı? Tam olarak yakılmanın cevabını kim verebilir?
Büyük uygarlıkların büyük kütüphanelerinin yakılıp yıkılmasını, şehirlerinin yağmalanmasını o günkü savaş kültürüyle izah etmeye çalışsak bile İNSANLIK hüznümüz hep olacak, dumanı hep tütecektir.
Asıl soru; bir şairin, yazarın bir ömür boyu ruhundan, düşlerinden, emeklerinden doğurduğu eserlerin yakılmasını istemesi…
Sanata ve sanatçıya dair çok söz var. Bu sözlerden en güzellerinden, en değerli olanlarından bir bölümünü Albert Caumus’un ağzından dinlemenizi isterim;
“ Şahsen ben, sanat olmadan yaşayamam! Ancak onu her şeyin üstüne koymuş da değilim. Bana göre sanatın keyfi tek başına sürülemez. Ortak neşe ve acıların bir resmini sunarak… Olabilecek en fazla insanı coşturmak için bir araçtır sanat. Bundandır ki sanat, sanatçıyı toplumdan kopmaya zorlar… Onu en mütevazı ve evrensel hakikate tâbi kılar.”
Albert Camus, sanatçının diğer insanlardan farklı olmadığını, sanatçı olmanın talihini bu derin tespitlerle ortaya koyması, sanatçının diğer insanlara gidiş gelişleriyle yoğrulma biçimini anlatıyor. Yoğrulma, eksikse, tamamlanamıyorsa; yakma, yok etme, kaçma ve kurtulma düşüncesi başköşeye oturuyor olabilir…