Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hak-adalet tam olarak yerini nasıl bulacak? Hangi kurumun yetersizliği, hangi insanlığın laneti var üzerimizde? İş kazalarında ölenler için mi yansak; yoksa hiçbir şekilde ara vermeden trafik kazalarında olanlara mı? Yana yana küle dönmüş bir milletin kanıksadığı ama yine de iç yakan ölümleri…
Kimden mi söz ediyorum? Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı Şube Müdürü genç adam; Tamer ARTUN’dan söz ediyorum… Ölümünü duyup da herkesin o anlığına üzüldüğü, sessizce başını öne eğip;
“Allah rahmet eylesin” dediği genç ölümden söz ediyorum… En büyük acıyı kim çekiyordur biliyor musunuz; Tamer Artun’un anası… Onu büyüten, koruyup kollayan, her ana gibi gözbebeği olarak büyüttüğü yavrusu için için ağıt yakan anasını teselli edecek tek bir adalet seçeneği yoktur…
Tekirdağ’dan Malkara’ya, Keşan’a kadar uzanan 80 km’lik yolun belli yerlerinde orada yaşayan çiftçilerin yol kenarına kurdukları tezgâhlarda satılan ürünler, yoldan geçen herkesin ilgisini çeker. Tazedir, lezzetlidir, ucuzdur diye duran araçlar, yol kenarındaki üreticiden karpuz, kavun, soğan, domates alırlar. Hepimiz gibi bende korka korka alış veriş yaptığım üreticileri biliyorum.
Devletimizin kurumları da biliyor. Büyükşehir, İlçe Belediyelerimiz, Kaymakamımız, Emniyet Müdürlüğü çalışanları ve Kara Yolları Müdürlüklerimiz… Ne çaredir ki bunca kurumun, kuruluşun, amirin, memurun, işçinin bildiğini şeytan da biliyor. Derler ya “ Şeytanın işi yoktur!”
Allahın rahmetine teslime ettiğimiz genç insanımız; Tamer Artun’un ölümü, diğer ölümler gibi şeytana ve daha bir sürü yanlışa yüklenip, bundan sonra da olacak genç ölümlerin önü kesilmeyecek.
Artık, uzaya araçlar, uydular yollanıyor. Bedeller ödendi uzay yolculuğu için; nice yetişmiş insan öldü. Ama aynı hata ikinciye tekrarlanmadığı için doğru yollar alındı. Peki, ama bizim yollarımızda niçin aynı hatalar tekrarlanıyor?
Bizim kurumlarımız; bilimden, merhametten, vicdandan beslenmiyor mu? Onların bu ölümlerden dolayı utanası, kanaması gereken vicdanları kanamıyor, iyice pas mı tuttu?
Tekirdağ Kumbağ yolu üzerindeki kavşakta onlarca ölümlü kaza yaşandıktan sonra köprü yapıldı. Tam bir çözüm olmasa da kısmen rahatlama oldu. Ölümler azaldı; şeytanın sebep olacağı kanlar akmadı…
Yol kenarlarına ürünlerini satmak için dizilen, gün boyunca nafaka besleyen üreticiyi-çiftçiyi bu tür satışlardan men edip yasaklayalım mı? En sevdiğimiz uygulamadır; YASAKLAR! Oysa o kadar basittir ki çözüm yolları…
Her belediye kendi sınırları içinde Karayolları ve diğer ilgili kurumlarla yapacağı ortak çalışmalar sayesinde güvenli satış yerleriyle bu sorunlar çözüleceği gibi kurumlar için ayrı bir kazanç, insanımız için ise; YAŞAM-YAŞAMAK anlamını taşır…
Ne hazindir ki bu korkunç bürokrasi, herkesin suçu bir başkasına atması; daha nice ölümü görecek, ölümü yaşayacak bu şehir, bu ülke… Her daim sessizce kanayacak insanımızın o korkunç silik vicdanları… Kendisine yakın olmadığı için ölüm; bir yerde sevinecek, öleni bile gizli gizli suçlayacak bizim insanımız…
Sanatçı da dillere destan olman şarkısını söyleyecek; bugün Tamer, yarın Hasan, Hüseyin, Ali, Tuncay, Mehmet için; hepsinin ağlayanı, gözyaşı dökeni olacak; lanetler ederek; ama kime lanet okuduklarını bile bilemeyecekler…
“Yıl iki bin yirmi bir
Sebep oldu şeytan bir cana kıydı
Katil defterine adımı yazdı
Eşkıya dünyaya anam hükümdar olmaz
Sen ağlama anam dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya anam hükümdar olmaz”
Güle güle Tamer kardeşim; gözün arkada, gözün açık kalmasın diyemediğim için; üzgünüm kardeşim; güle güle…
Deyesi geliyor her acılı ananın-annenin; “ Öldürmeyin, yaşatın evlatlarımızı; yaşatın, öldürmeyin…”
Ne güzel şeydir yaşama hakkı; insanlığın en güzel serüveni onun içinde gizlidir. Ve her ölenin ayrı bir acılı yararı vardır geride kalanlara; “ Kendinize gelip, aklınızı kullanın; önlem alın; bu işlerin şakası yok; ölüm acıdır, ölüm acıdır…”