Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Kim bilir kaç kez yazdık; şehrimizin yüz yıllık suskunluğunu… Ömrümüz yettiğince yazmaya da devam edeceğiz; bu umursamaz ve şehri otel gibi gören insanımıza-insanlığa karşın…
Birkaç sözcük ezberleyince o işi “ Edebiyat yapmak” veya “ Felsefe” gören; sanan, insanımızın kendi ipini çektiğini hangi kitap yazar; uygar dünya ölçülerinin çok altında yaşıyor veya yaşama hakkına sahipseniz?
Bu sefer deniz manzaralı ve neredeyse hep boş olan seksen bin kitaba sahip kütüphanemizin farkına varılmadığından söz etmeyeceğim. İncitmeyeceğim sizlerin çok değerli çokbilmiş gururunuzu ve dokunmayacağım her daim yukarı fırlamaya çalışan; EGO veya BENLİĞİNİZE…
Yazacağım şehrimizin HOR kullanılışını, her daim yazdığım gibi… Ormanlarının, dağlarının, vadilerinin ve çok değerli tarım alanlarının yeterince kullanılıp değerlendirilemeyin çok hızla sanayi denen ve hiç durmadan etrafı kirletme becerisi gösteren sanayi kuruluşlarına teslim oluşunu…
Sanayi demek; kalkınma demektir ama öyle mi oldu şehrimiz adına? Zamansız ve programsız göçleri tetikleyen ve yüzlerce, binlerce yılda oluşan tarım arazilerini bir anda yok eden bir kalkınma hamlesinden geriye ne kalır; kırk elli yıl içinde?
Koskoca, anlı-şanlı tarihi nehrimiz; Ergene’nin bataklığa dönüp, yeraltı ve yerüstü kirliliğin en yüksek dereceye gelmesi kim bilir kaç insanı, insancığı ilgilendiriyor. Nasıl olsa kalkınıyoruz sanayi geldi, kuruldu diye!
Arazilerini satıp, geçici rahatlama, zenginliği hazmedemeden çok kısa zamanda yoksulluğun iyice dibine vuran insanlarımızın hüzünlü hayal kırıklıklarıyla birlikte bu şehri-Tekirdağ’ı hor kullanıyoruz…
Şehrin kaderini değiştirebilecek altyapı, kanunları olan kuruluşlarla ilgili yazılar yazıyoruz bolca. Hemencecik küsüyor orada oturan büyük gurura ve çalıma sahip yöneticiler. Nasıl olsa bu şehirden bir başka şehre gidecekler; “VAZİYETİ İDARE ETMEK” varken, niçin başlarını ağırsınlar hor kullanılan bu şehir-Tekirdağ yüzünden…
Örneğin, geldiği günden beri Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Sayın Albayrak, büyük meydanımıza kavuşacağız diye çok büyük atılımlar yaptığı halde; en güzel meydanımızı saksılı parka, kuşsuz, gölgesiz, neşesiz bir yere dönüştürmedi mi?
Örneğin; ismi; Kültür ve Turizm Müdürlüğü olan bu değerli kuruluşumuz; şehrin turizmine, kültürel yaşamına halkımızın büyük çoğunluğunun fark edeceği bir eser yapabildi, uykuya, evlere, kahvehanelere terk edilmiş halkımızı heyecanlandırabildiler mi?
Cevap bile vermezler, tenezzül bile etmezler; yapmak istedikleri, yapmaları gereken görevleri yapmadıkları için! Nerede şehrin turizmi ve turizm hareketi? Sormalı Kültür ve Turizm Müdürümüze; bu şehre az da olsa gelen turistleri ağırlayacak yabancı dil bilen, bu görevin hakkını layıkıyla yapacak kaç tane çalışanınız var diye?
Tekirdağ Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğümüz var! Elinde büyük imkânları, tesisleri olan değerli bir kuruluşumuz. Tenis Kortlarında, Olimpik Yüzme Havuzunda, Kapalı Spor Salonunda kaç tane uluslar arası yarışma yapıp kaç ülkenin dikkatini çekip, kaç bin insanın önünü açıp şehrimizin sporda yapacağı o büyük kalkınmaya imkân verdiniz diye sormalıyız?
Atış poligonu çürümeye terkedilmiş bir halde; “ Parası geldi” dendiği halde, şehrimizin atıcılığı niçin yok olmaya doğru yöneldiğini, sormalıyız ama cevap veren çıkar mı?
Velhasıl dostlarım; hepimiz, en zararsızımız, sessizimiz bile bu şehri hor kullanıyor. Sokağa atıyor esnaf çöplerini. Caddeye süpürüyor bütün kızgınlığını… İki yakası gelir mi bu şehri hor kullanan insanların, insancıkların ve bizlerin?
Katmalıyız sevgimizi de bu şehre. Yapmalıyız görevlerimizi, çocuklarımıza ve torunlarımıza kadar dönecek, gelecek, uzanacak bir parça onur, hatırlatma ve hatıralar adına…
Boşu boşuna bağırıyor Başkan Erdoğan; “Sahaya inin, halkın içine karışın; Valilerim, Müdürlerim, İl ve İlçe Başkanlarım!” Duyan var mı ki, kendi seslerinden başka duyacak bir şeyleri kalmamış insanlar için…
Şair, nezaket içinde bitirmiştir şiirini, üzmek istememiştir şehirlerini hor kullananları;
“–Demeye dilim varmıyor ama
Kabahatin çoğu senin canım kardeşim!”