Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
( Şehir Kültürü Böyle Mi Olgunlaşır? )
Meşhur bir söz var bir eseri var etme ile yok etme arasındaki denklemi anlamak adına;
“ Bana eli kazmalı birkaç kişi verin Süleymaniye’yi yıkayım. Ama yenisini yapmak için bir Kanunu Sultan Süleyman, bir de Mimar Sinan lazım…”
Tuğlalı Park olarak bilinen yerde halkımızın teveccühünü kazanmış, özellikle ailelerin, kadınların, çocukların bir araya gelip günler düzenlediği, bir araya gelip sohbetler yaptığı parkın ismi Zübeyde Hanım Parkı bulunuyordu.
Bu park ne oldu? Sorusuna bir cevap olur mu ama şu cevabı vermek isterim; “ Yandı, bitti kül oldu…”
Biradaki düzenleme çalışmalarının ana temelinde şu felsefe yatıyordu; “ Tekirdağ’ın yüz yıl önceki meydanlarına kavuşmak. Sağlam olmayan Belediye binasını yıkmak…”
Yüz yıl önceki meydana kavuştuk mu? Kavuştuk kavuşmasına ama zemini betonla kaplı, ağaçları, gölgesi,kuşları ve insanları olmayan bir meydan! Neleri var peki? Sadece saksıda bulunan ağaççıkları var; fotoğraf çektirmeye yarayan, insanların hızla gelip geçtiği bir yer…
İşin garibi, saksılı park olarak ünlenen bu yere üç tane siyah türbeye benzer yapı dikildi.Altta bulunan otoparkın asansörlerini örten,saklayan üç siyah türbe görüntüleri, kazınılması gereken yüz yıllık özlemle beklenen parkı gölgede bıraktılar.Bir tanesi,işin doğrusu,aklın yolu birdir ilkesine uyularak kaldırıldı.Şimdi iki kara,kapkara yığıntı o muhteşem alanın önünde,iki mimari yapının arasında “Kara Kedi” gibi duruyorlar…
Bunun yanında, postana karşısına küçük bir park daha geldi. Burada ağaç bol oturma yeri bol görünse de, planlama hatası yüzünden halk şu soruyu sormaya başladı;
“ Parkın mimari kim? Kaldırım üzerine oturma alanı olur mu?”
Tamam, burası gel-geç ve kısa zamanlı dinlenme alanı gibi düşünülmüş. Ama şehir kültürü böyle mi olgunlaşır? Şehir kültürü masalarını ister. Samimiyeti ister. Sohbetleri, demli çayları ve sükûneti ister…
Kısacası, halkımızın dillendirmesine göre Zübeyde Hanım Parkı samimiyeti, dostlukları, arkadaşlıkları, eğlenceleri, sosyallikleri ağırlayan bir yerdi… Halkımız burayı eski haline getireceğim diyen Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’tan sözünü tutmasını istiyor.
Yani, Zübeyde Hanım Parkını geri istiyoruz! Bu kadar mı zordur, bunca yıkım, harcanan para arasında mütevazı, sessiz, sakin, ucuz bir park, dinlence, kültür yeri oluşturmak? Çok mu zordur, yapılan bir sürü yanlışlığın, harcamanın yanında çok mu zordur böyle yerlere kaynak, vakit, enerji ve inisiyatif-öncelik ayırmak…
Gelişen ülkelerin turizmde, kültürel, sosyal ve ekonomik yaşamda öne çıkan, hatta öncü şehirlerinde park, bahçe ve meydan düzenlemeleri dünyaca ünlü mimarlar arasından seçilenleri yarışmalara davet edilerek, en güzel, en iyi projeler seçerek yapılıyor.
Örneğin, yeni yapılan küçük parkın, orada bulunan yapılardan çok daha fayda sağlayacağı bellidir. Fakat parkın başında ki saat, eski ustaların, şehir tarihimizin hesabı güdülseydi, Mardinli taş ustalarının elinden taşa can verilip Tekirdağ’ın yüz yıl önceki tarihine, meydanına muhteşem bir katkı sunmaz mıydı?
Ne desek boş gibi görünüyor; halkı meydanlara, sahile çıkartamıyoruz. Sorun sadece ekonomik değil. Birçok etken… Pahalılık, araç trafiği, kaldırımların tıkalı, yetersiz oluşu, her bütçeye, her kültüre açık bir şehir planlamamak…
Gece çöker çökmez halk evlere hapsoluyor. Gönüllü gibi görünüyor; ne acı… Bir Çanakkale, Bir Eskişehir’e bir gidin; gece esnaf ve halk için buluşma ve şölen zamanına dönüşüyor…
Sözün özü; halkın sesine kulak verin; sayın mimarlar, sayın mühendisler ve SAYIN BAŞKAN; halk, bir parça nefes aldığı, sosyalleştiği Zübeyde Hanım Parkı’nı geri istiyor…