Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Kime dokunsanız bin ah işittiğimiz dünyada, ülkemizde de milyonlarca insanın işsizliği, daha huzurlu yaşama hakkının değerli düşlerini, isteklerini duyarsınız.
Sözünü edeceğim işadamı, dokununca bin ah söyleyenlerden değil… İşini-gücünü yenmiş, disiplini ve neredeyse yirmi dört saat çalışmasıyla ekonomik ve sosyal yaşamı tastamam yapmış insanlarımızdan birisi. Belki de azınlık olan insanlarımızdan, işadamlarımızdan bir tanesi…
Oturmuş olduğumuz kafede, arkadaşlarımdan birini tanıdığımız için yanımıza geldiğinde tanıştım onunla. Halkın tabiriyle, eli-yüzü düzgün, ruhu ve felsefesi apaydınlık bir insan…
Beş dakikalığına gelmiş olduğu masamızdan iki saat sonra kalktı. Kalkmadan önce gözleri ve gönlü nem içindeydi. Yaşlı ve yaslıydı… Onun matemi oğlundan ötürüydü. Genç yaşta bir tane, onun tabiriyle; “ Biricik” oğlunu kaybetmişti.
Şu sözü hatırlattı; anne ve babasından, büyüklerinden öğrendiği söz; “ Oğlum, Allah insana sıralı ölüm versin. Allah, evlat acısı yaşatmasın!” Bu sözün tesiri ve korkunç dramı, oğlu trafik kazasında ölünce ortaya çıkmış…
Anne ve babası da öleli çok olmuş. Onları, kendi manevi, felsefi kabiliyetiyle, birini sol, diğerini sağ omzuna koymuş. Yani, anne ve babasını, hissiyat bakımından tamamıyla omuzlarında taşıyormuş.
Başarılı işadamı şöyle ifade ediyor;
“ Anne ve babamı özlemiyorum. Çünkü annem sol, babam sağ omzumda. Sıkıştığımda onların uyarıları, desturları, önerileri, deneyimlerin geliyor aklıma. Ve onları her hatırlayışımda ruhen sarılıyorum onlara. Fakat oğlumu koyacak bir yer bulamadım. Onu kalbimde, göğsümde taşımam gerekir; biliyorum ama başaramadım…”
Birçok insanın başaramadığını başarmış olan işadamı, maddi olarak en üst seviyede, saygınlık olarak zirveye yerleştiği halde, oğul-evlat acısıyla boğuşuyor, adeta tüm şehre, dünyaya haykırıyordu;
“ Birisinden bir söz, evlat, oğul adına bir sözcük işittiğim zaman; kahroluyorum, yıkılıyorum, acılara boğuluyorum…”
Ne demeli? Nasıl teselli vermeli? Ölümün gazabından kimsenin kaçamayacağını bilmiş olmak yetmiyor, yetemiyor tam manasıyla birbirine sarılmış, doymamış insanların ayrılığına…
Şekspir’in birinci sonesine kulak verdim;
“ Artmasını isteriz en güzel varlıkların
Güzelliğin gül yüzü solmasın diye asla,
Bir güzel, yaşlanıp da göçünce bugün yarın
Anısı yaşar yine körpecik yavrusuyla;
Ama can yoldaşındır kendi parlak gözlerin
Kendi ateşin besler ruhunun alevini;
Kıtlığa çevirirsin bolluğunu her yerin,
Kendi düşmanın gibi, ezersin canevini.
Şimdi sen, yeryüzünün taze bir süsüsün,
Varlığın çiçek dolu bahardan müjde taşır,
Ama kendi goncanda ruhunla gömülüsün”