İKİ HÜSEYİN,İKİ AYNI KADER!

Yayınlama: 19.11.2021 16:49
A+
A-

                               

Yazgının kaçınılmazlığıdır insanı onun karşında boyun eğmeye zorlayan. Aynı insan, sarılırsa başka dünyanın öğretilerine, yazgı ile yüzleşir ve sunulan seçeneklerin en şanlı olanına sahip olur.

İki Hüseyin, ikisi de bizim şehrimiz Süleymanpaşa Tekirdağ’da yaşıyor. Askerliklerini birlikte yapmışlar. Yani, asker arkadaşılar aynı zamanda. Yirmi bir yıl önce esnaf olan Hüseyin’in işyerinde sohbet ederken gelmişti diğer Hüseyin.

Diğer Hüseyin, halkın anlayacağı dilden; akıl sağlığı değişime uğramıştı. Kendi kendine konuşarak dolaşıyor şehrinin sokaklarını, caddelerini. Bir de gülümsüyor ki şairin mısralarındaki çocuk gibi;

“ Seni satmam çocuğum

Dörtyüzbin tekliğe.

Ne güzel bakışların var

Ne güzel bileklerin

Hele, ne ellerin var ellerin.”

İki asker arkadaşı, birisi esnaf ve çevresinde sevilen, sayılan bir kişi. Diğeri, akıl sağlığını kaybetmiş, dünyevi bütün sıkıntıları def etmişçesine bütün gün Tekirdağ cadde ve sokaklarını arşınlıyor. Gülümseme ve kendi kendine konuşarak…

Yılar böyle geçti. Sonunda kader geldi çattı. Her iki Hüseyin’i de denk hale getirdi. Sanırsınız kaderin adaleti böyle oluyor. Dışarıda dolaşan, zararsız gülümsemesiyle kendi kendine konuşan Hüseyin’i diğerine yaklaştıracağına, içeride bulunan, esnaflığın zirvesindeyken onu arkadaşının yanına yaklaştırdı.

Esnaf Hüseyin’i en son gördüğümde yürümekte zorlanıyordu. Diğer Hüseyin gibi henüz bütün sıkıntıları def edip sokak sokak, cadde cadde dolaşamıyordu. Bacakları birbirine dolanıyordu bazı bazı…

Ama her ikisinin de gözlerinde, bakışlarında saf olan şey; masumiyet vardı. Zararsızlığın, içtenliğin ve teslimiyetin masumiyeti… Ne oldu da kader ikisini de aynı çizgiye yaklaştırdı?

   “ Binen dalgalar gibi kayalık kıyılarda

Sonlarına koşuşur ömrümüzün anları

Hızla yuvarlanırlar çırpınarak ardı ardına

Tutmak istercesine öne atılanları

Doğan varlık aydınlık günlere erer ermez

Olgunluğa iterler, tam kıvamını bulur.

Zaman, armağanını yok etmeye koyulur.

Gençliğe vergi olan süsü zaman didikler,

En gözde varlıkları canavarlar gibi yer.

Kimse karşı duramaz amansız tırpanına:

 

Ama o gaddar ele rağmen, seni över de

Dimdik durur şiirim umut dolu günlerde.”

Şekspir insanlık durduğu sürece duracağa benziyor. Çünkü her daim insanın en yüce hüznünü, haykırışını, yetmezliğini ve o büyük yanılgılarını; daha iyi yaşam yakalamak isteyenlere, zaman denen canavarın, insan denen armağanını nasıl alt ettiğini yüce bir gönüllülük ile anlatıyor…

İki asker arkadaşı Hüseyin böyle bir yazgı içerisindeler. Her ikisi de akıl sağlıklarının yanında bedensel sorunlar yaşıyorlar. Hele, baştan beri sokaklara, caddelere yazgılı Hüseyin, kasıklarında karpuz büyüklüğünde bir şişliği, yanlış ve eksik beslenme yüzünden hızla ihtiyarlayan bedenini dahi dert etmeden, yine gülümsüyor; sanki Şekspir’in başka bir mısrasını hatırlatıyor bizlere;

  “ Aklın dengesi bozulmuşsa yüce müzikten daha etkili bir çare, daha huzur verici bir ilaç yoktur.”

Sanat, yine yetişiyor imdada! Belki de, kendini caddelere, sokaklara atan, gülümsemeyi hiç ihmal etmeyen Hüseyin, evrenin müziğini dinliyor, o büyük muhteşem koroyu duymadığımız için, bizler adına acı ve içten bir gülümseme bırakıyor geride; insana, insanlığa aklın ve bedenin ne büyük ve muhteşem bir şey olduğunu anlatmaya çalışarak…

 

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi