Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Nereden mi söz ediyorum? Ertuğrul Mahallesi, Saadet Sokak ile Meserret Sokaklara bakan tarihi konaktan söz ediyorum… Sadece Tekirdağ’ın tarihini, öykülerini bulmayacaksınız burada; aynı zamanda Reşat Nuri Güntekin’in Türk klasiklerine girmiş Çalıkuşu romanı,541 sayfanın 65 sayfası Tekirdağ’ı anlatıyor.
Günümüzden yüz yıl önce edebi, coğrafi ve sosyal yaşamı, tarihi bir dille Tekirdağ Süleymanpaşa’yı kitap sayfalarının temiz, duru, bilge duruşuyla okumak ve aynı zamanda tarihin anıtı, anlatıcısı, hatırlatıcısı haline gelen tarihi konağı yaşatamamak, onun yanmasına göz yummak ayıbını ne kadar yazsam anlatamam…
Bir yıl önce Çalıkuşu konağı yandığında ilgili, sorumlu kişiler şöyle demişti;
“ Daha iyisini yapacağız. En kısa zamanda tarihi Çalıkuşu konağını yeniden yapacağız…”
Acaba, tarihçiler ne der bu tür kısır, cahil düşüncelere? Tarihi korumak, onun kokuları silinmemişken, onun ruhu gözyaşı döküp şehre küsmemişken onu yaşatmak varken, böyle zırvalıklar niçin yapılır?
Her şey, bütün ayıplar, gafletler bir yana; Tarihi Çalıkuşu konağı ne zaman yapılacak? Neredeyse yitik bir hafızaya sahip bırakılmış, hasta, yaşlı ve unutkan bir hasta durumuna düşürülmüş şehrimizin ayağa kalkması, araç ve yapı artışlarıyla sağlanamaz!
Kitaplar üzerine söylenmiş çok güzel sözcükler var;
“ Kitaplar zekânın çocuklarıdır. Okudukça sözcüklerimiz nehir misali akar.” Rıfat Ilgaz kitaplar hakkında söylemi bir başka aşamaya getiriyor;
“ Sen küçülmezsin kitapları sevdiğin sürece.”
Mustafa Kemal Atatürk’ün kitap sevgisini bilmeyen var mıdır? Başarılarının tümünü kitaplara borçlu olduğunu, daha çocukken iki kuruşu varsa, bir kuruşunun kitaplara ayırdığını biliyoruz. Kurtuluş Savaşı boyunca yanında birçok kitap vardır. Ama başucu kitaplardan biri, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanıdır.
Çalıkuşu romanının 65 sayfası Tekirdağ Ertuğrul Mahallesi, Çalıkuşu konağı ve civarında geçiyor. Yazarın Tekirdağ ve konak çevresini betimlemesi, göz önünde canlandırması, tıpkı yıllar önce yaşlı balıkçılardan dinlediğim gibi, bir tepe üzerine kurulmuş konağın denize bakan saygın manzaralarından söz etmesi ayrı bir heyecan ve duygu yoğunluğu yaşamama neden oldu.
İyi okurlar bilirler, edebiyat aynı zamanda iz sürme sanatıdır. Yola koyulduysanız, yolculuk farklı aşamalara mecburdur. Edebi dünyanın beslenme biçimidir edebi izlerin, kokuların sürülmesi, takip edilmesi…
Çalıkuşu romanı ile Çalıkuşu konağı neredeyse ayrılmaz bütünün parçalarıdır. Bu durumda bu konağı yeniden yapıp, özrümüzü tam da bu romanın kahramanı Feride’nin yüksek karakteriyle bütünleştirmeliyiz…
Düşündüm de bu eser niçin başucu kitabı olmuştur? Mustafa Kemal Atatürk savaş zamanı dahi bu eserde ne bulmuştur?
Çalıkuşu aynı zamanda kurtuluşun, sevgiye, coşkuya, hürriyete kavuşmanın da romanıdır. Batı düşüncesiyle yoğrulmuş Türk kızı Feride, aldatılmanın acısıyla oradan oraya, Anadolu köylerine, kasaba ve illerine savrulurken, o günkü insan, toplum ve kurum yapılarının hacizliğini de işler, anlatır.
Reşat Nuri Güntekin’in dehası bu kitapta, her okuduğumuzda bir başka şekilde karşımıza çıkacaktır. Milyonlarca insanın ağzından, hatıralarından düşmeyen Çalıkuşu Feride ve Türk edebi yaşamına büyük hizmetler yapan Reşat Nuri Güntekin, Tekirdağ Süleymanpaşa Ertuğrul Mahallesi, Saadet Sokak’ta yanmış, yok olmuş Çalıkuşu konağının tekrar yaşama dönmesiyle huzur bulacaklardır…
Şuna inanmalıyız ki, bize miras bırakılan tarihi yerleri, doğal güzellikleri korumazsak, her daim korkunun, cehaletin suskunluğunu yaşarsak, bir yudumluk dünya yaşamında huzur bulmak şöyle dursun, her daim büzüşmüş bir ruh gibi azap çekeceğiz…
Yaşadığımız yerlere borcumuz var; bize yaşama hakkı sunmuş geçmişe, atalarımıza, tarihimize; tıpkı Çalıkuşu Feride’nin insan sevgisi gibi şehir sevgimizi ortaya koyma zamanı geldi de geçiyor bile…