AYTAÇ OY NEREDE?

Yayınlama: 17.01.2022 12:13
A+
A-

Gelişimini tamamlamamış insanların kentinde yaşlı olmak, uzun ömür sürmek çok zor. Hele uzun ömür sürmenin yanında bir de şair ve yazar yanınız varsa; Allah yardımcınız olsun…

Aytaç Oy, uzun ömür süren, hem şair ve aynı zamanda yazarlarımızdan birisi. Gazete arşivlerine girerseniz, yıllar önce yazmış olduğu köşe yazılarındaki o deryayı fark eder, içinizde nasırlaşmış vicdanınızın tam da kalbine basar, canınızı acıtmış olursunuz…

Aytaç Oy nerede? Bir yıl önceye kadar Yavuz Mahallesi Saka Sokak bilmem kaç numaralı viran, yarı bodrum katı, güneş almaz bir yerde yaşıyordu. Buraya ev, yaşam alanı demek bile ayıptır, günahtır…

İçerideki nem bile ağlıyordu yaşlı şairini, yazarın haline… Karalar bağlamıştı güneş görmeyen evin bütün odaları. Yaşlı yazar, şair ise gönlü açık, yaşama doymamış, üretmek, düşünmek ve haykırmak istiyor; yaşadığı şehri ve inandığı sanatı-şiiri adına…

Bildiğim kadarıyla yirmiye yakın şiiri TRT repertuarına kazandırıldı. Bunlardan bir tanesi de Uşşak şarkı; Başımı Dizine Koymasam Da Sensin…

Usul usul, ayaklarını yola, caddeye dokuna dokuna dolaşırdı uzun, upuzun yaşam sürüp onur duyduğu şehri Tekirdağ’da. Son zamanlarda sıklıkla hastalanıyordu. Kaldığı, yaşadığı karalar bağlamış yeri bir gören olsaydı; “ Burada hayvan dahi yaşamaz be kardeşim!” derdi…

Niçin demediler? Şehrimizin bin türlü kurnazı, on bin türlü yarı aydını, bilmek kaç tane kurum ve kuruluşu var; niçin zaten az olan sanatçılarına nerede yaşıyorsun demediler? Diyemezler! Günlük kurnazlık, günlük zırvalar o kadar çok ki, şiire, öykülere zaman kalmıyor…

Bir başka eseri, TRT repertuarında Ayşe Taş tarafından seslendirilmiştir; Doyulmaz Asla Aşka isimli eseri;

“Irmak olur çağlarsın

Gizli gizli ağlarsın

Bazen sinen dağlarsın

Sevgisiz yaşanır mı?” nakarat bölümüyle, gelmiş geçmiş bütün filozofların, sanatçıların dikkat çektiği hatırlatmayı yapıyor; SEVGİYİ, anlatıyor…

Aytaç Oy, bir soğuk günde usulca ayrıldı bu şehirden. Vefalı bir arkadaşı ( Sıtkı Karslıoğlu) zindan karasına dönmüş evinin kapılarını açmasaydı, görmeseydi ölmek üzere olan, yorganın altına büzülmüş yaşlı şairi, taşımasaydı ilgili yerlere, anlatmasaydı derdini; çoktan ölmüş, gamsızlığa teslim olmuş insanlar tarafından unutulacaktı…

Yaşıyor şimdi şehrimizin bir başka ilçesinin bakım evinde. Bir şans, bir göksel takdir midir bilinmez; belki de Sokrates gibi son savunmasını yapmadan gitmek istemedi Aytaç Oy…

Uygar yarışta yara almış, her daim sendeleyen ülkelerin, şehirlerin ortak taraflarıdır mimariden, sanattan, sanatçıdan uzak duruşları. Hal böyle olunca, öfkelerine, hırslarına, günlük kurnaz telaşlarına yenilirler yöneticileriyle birlikte çoğu şeyden haberi olmayan değerli insanları, halkı…

Aytaç Oy gibi yazarlar, şairler rahatı, huzuru pek sevmezler. Onları var eden şeydir yaşadıkları şehirler. İlham, yani beslenme sevdikleri şehirlerin insanları arasında yol, yön ve dem bulur. Sokrates gibi seslense bize Aytaç Oy;

“ Tekirdağlılar, sevgili kardeşlerim; beni, benim gibi şairleri, yazarları suçluyorsunuz ama bizler suçlu değiliz. Sadece sizlerin kadar günlük telaşlara, kurnazlıklara, yatırımlara ayıracak vakit bulamıyoruz. Bunları anlamlı da bulmuyoruz.

Bir yudumluk yaşamı, şiirsiz, müziksiz, sevgisiz yaşamaktansa, bizler; sözümüzle, sazımızla, öykülerimizle suçlu da sayılsak, enayi olarak görülsek, yine aynı yolda yürüyeceğiz.

Yazgımız budur. Sanat denen şey böyle var oldu. Yani, insanlığın sessiz ağlamalarından, tebessümlerinden, yaslarından, coşkularından süzüldü; on binlerce yıl…

Tekirdağlılar,sevgili kardeşlerim; beni yok sayıyorsunuz ama ben yaşıyorum; şiirimde,şarkılarda,köşe yazılarımda,kalbi sanatla dolu insanların en değerli yerlerinde…”

 

 

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi