KADIN DAĞCILARIMIZIN ZAFERİ (Mahvolduk! )

Yayınlama: 22.02.2022 11:21
A+
A-

Antalya’da yaşayan iki hemşire kadın arkadaş, iki dağcı insanımız Ağrı Dağı zirvesine tırmanarak kendi düşlerini gerçekleştirdiler. Ulusal basın ve sosyal medyada ve farklı alanlarda bu ZAFER duyuruldu.

Teknolojinin ilerlemesi, iletişimin uzaya taşınması nedeniyle her an paylaşılır oldu. En mutlu onlar ve hüzünlü zamanlar; an ve an tüm dünya ile paylaşılıyor. Bir yerde bilgi, görgü yağarken, bir yerde paylaşım rüzgârları, fırtınaları esiyor.

Yaşamın çok değerli olduğuna özümsenerek, yani hissederek, bilinçli ve istikrarlı bir şekilde yapılan en türlü eylem, çalışma, harcanan emek, kendi öncülüğünü yapıp, kültürel hale dönüşüyor.

Kadın dağcılarımızın başarısını, mutluluğunu kutluyorum. Her şeye rağmen eksik olan zihinsel parça adına bu yazıyı kaleme alıyorum. Ağrı Dağına tırmanış süresince videolar çekilmiş. Mesajlar iletilmiş. Yedi günlük tırmanış rüzgârın, soğuğun, karın ve heyecanın eşliğinde sonlanmış. Tam da bu sonlanma anından yarım saat sonra çekilen bir video sanki eksik parçayı tamamlıyor gibi!

Nedir o eksik parça? Dağcı kadınlarımız, dağın zirvesine çıkma heyecanını yine kısa videoda paylaşıyorlar. Ve ilk sözlerinden birisi;

“ MAHFOLDUK, DONDUK! SAÇLARIMIZDAN BELLİ OLMUYOR MU?”

Saçları dahi buz tutmuş dağcı kadınlarımızın “mahvolduk” ifadeleri karşısında yüzlerindeki sevinç ise dışarı fırlamış, zaferin o muhteşem keyfini sürüyordu. Her şey zaferler adına ve o muhteşem büyük alkışı alma adına…

Aynı anda birkaç yıl önce izlediğim belgeseli tekrar bugüne çağırdım. Sıra dışı yapılan sporun; Wingsuit uçuşlarının öyküsünü anlatıyordu. Dağlara çıkıp, kendilerini boşluğa bırakıyor, özel giysiler giyen sporcuların yüzlerce km hıza ulaşması, dağlar, vadiler arasından çok büyük bir hızla ve dehşet heyecanlarla yere süzülüp paraşüt yardımıyla inmeleri görülmeye değerdi…

Base Jumpign,Wingsuit dağ sporunun başarıları kadar hüzünleri de var.Kaza yapan sporcular için ölüm kaçınılmaz.Büyük başarılara imza atmış erkek sporcu en sonunda sisli bir günde dağlara çarparak ölmüştü.Genç eşi de belgeselde bu konuyu anlatmak adına yorum yapıyor ve bir başka eksik parçayı zihinlerimize,yaşam kültürümüze hediye eder gibi insanlığa sunuyordu;

“ Eşim bu sporu çok seviyordu. Yapmasını engellemeyi hiç düşünmedim. Dağlardan atladığı sürece hep birlikte mutlu olduk. Bir gün kötü bir haberin geleceğini de biliyordum. Ama o anların, o heyecanların yaşanmasına engel olamazdım. Eşime engel olmayı hiç düşünmedim.”

Ölen dağcının eşi, hüzün ve mutluluğunu ifade etmesi, metanet, sükûnet ve erdem doluydu.

Aklın, felsefenin, sanatın öne çıktığı ülkelerin sportif çalışmaları, başarı ve başarısızlıkları bu tür konuşmalarla dolu.

Kısacası, ileri memleketlerin sporcuları, eylemlerini kendi istedikleri için yapıyorlar. Daha fazla alkış ve daha çok insanın beğenmesi için duyulan telaş yerine, o sporu daha saygın hale nasıl getiririz? Düşünceleri neredeyse genlerine işlemiş…

Ya bizlerin insanları? Delice dünyayı gezen, birçok dağa tırmanıp da bu çalışmaları, emekleri bir türlü kültürel hale getirme özümsemesini yapamayan bir sürü insan tanıdık; bir telaş ki sormayın; “ Yaptım, ettim; zafere uzandım!”

Sanırsınız ki Gılgamış’ın aradığı ölümsüzlük otu-bitkisi bulundu; zafer, bizimdir… Hâlbuki özümseme, özgün olana erişme; eşsiz bir zafer, aynı zamanda evrenin türküsünü, alkışını duyma becerisi, şöleni anına dönüşüyor ama nasıl anlaşılır; içselleştirme olmaz ise?

 

 

Marka Flower Çiçekçi