Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
1940 yılların sonlarına doğru bir çocuk doğdu; ismi Yaşar. Martı çığlıkları duyuluyordu şehrin kıyıcığında olan denizden. Tekirdağ’ın ahşap evleri göç etmemişti henüz çok uzaklara. Büyük gövdeleri, uzun upuzun yükselişleri olan karaağaçlar hüküm sürüyordu poyrazın ovaları, kırları, bayırları yalayıp temizlediği zamanlarda.
Babasının görevi nedeniyle Tekirdağ’a en yakın, en planlı ilçelerinden Muratlı’ya taşındılar. İlkokul, Ortaokul Muratlı’da, her gün rayların üzerinden trenlerin aktığı kasabada tamamlandı. İlkokul dördüncü sınıfta resim dersindeydiler. Öğretmenleri havanın güneşli olması üzerine;
—Çocuklar bugün resim dersini bahçede yapacağız, dedikten sonra resim defterlerini sulu boyalarını alan çocuklar bahçeye koştular. Tek katlı, bahçeli evlerin olduğu zamanlar; okul bahçeleri de betona, asfalta yenik düşmemişti.
Yaşar Urcun tahtadan yapılma okul çantasını açıp önce resim defterini çıkarttı. Sonra da boyalarını… Öğretmenleri okul bahçesinde ne görüyorlarsa, gördüklerini çizmelerini istedi. Yaşar, güneşin parlaklığı gibi parlayan telaşı ve neşesi içinde resmini tamamladı. Resmin boyama bölümüne geçtiğinde yeşil ve kırmızı, pembe renklerinin olmadığını gördü. Etrafına bakındı. Bahçenin çiçekliğinden kopardığı bir parça çimeni yeşil rengi, birkaç küçük çiçeği de kırmızı, pembe renk için kullanarak resmini tamamladı.
Bu işleri yaparken öğretmeni de bulunduğu yerden öğrencisi Yaşar’ı izliyordu. Usulca yanına geldi. Elini öğrencisinin omzuna koyarak; “ Aferin oğlum çok güzel olmuş.” Dedikten sonra öğrencisi Yaşar’ın resmini, yeşil ve kırmızı boya elde etme becerisini tüm sınıfa duyurup Yaşar’ı alkışlattı.
Yaşar Urcun’un zihnine düşen ilk sanat cemresi Muratlı Mithatpaşa İlkokulu dördüncü sınıf okul bahçesinde oldu. Ne olduysa o zaman olup, yola çıkan denizciler gibi ruhuna bir fısıltı yayıldı; “ Vira Bismillah” esintileri içerisinde…
Bir öğretmen, yeteneği olan bir öğrenci için ne çok şey ifade ediyor. On bir yaşlarında olan Yaşar’ın resim aşkı, yüreğine atılan tohumlar, bir öğretmen ve bir öğrencinin sanata olan yolculuğunun başlangıç duyurusunu da yapmıştı Muratlı’nın Mithatpaşa ilkokulundan…
1925 yılı, Bedri Rahmi Eyüboğlu Trabzon lisesinde öğretim görürken, resim öğretmeni Zeki Kocamemi sayesinde sanata duyduğu aşkı fark etmiş ve öğretmeninin isteği üzerine İstanbul’un yolunu tutmuştu.
Yaşar Urcun’un Mithatpaşa İlköğretim okulunda başlayan resim sevdası, aynı ilçede Ortaokul’da da devam ettiği gibi iyice perçinlenmiş oldu. Muratlı İlçesi onun için ilkokul, ortaokul zamanlarının bahar şenlikleriydi. Ticaret Lisesi için kayıt olduktan sonra Tekirdağ zamanları başladı. Denizin kokusu, martı çığlıklarına karıştı Ticaret Liseli olduğu yıllarda.
Ticaret Lisesi dersleri meslek ağırlıklı olması, resim dersinin olmaması nedeniyle pratikte resimden uzak kalmasına sebep olsa da zihnindeki, kalbindeki resim sevgisi sapasağlam duruyordu.
Derslerinden yakaladığı en ufak boşluklarda, resim duyarlılığını bayram kartları olarak kendi yapıyordur; çiziyor, süslüyor, boyayıp akrabalarına, büyüklerine bayram kutlamaları olarak yolluyordu.
Yaşar Urcun’un iş yaşamı Çorlu’da başladı. Kamu çalışanı olmanın resmiyeti içerisinde kalmayıp, resim sanatıyla birlikte şiire, düz yazılara da tutundu. Baştan beri amatör sanat ruhu sonuna kadar onunla olacağını bildiği için kendi adına üretmekten hiçbir zaman kaçınmadı. Resim oldu, şiir, düzyazı veya bir başka hünerini, sanat ve zanaat içerisinde Muratlı Mithatpaşa ilkokulu, dördüncü sınıf öğrencisi ruhuyla yoğurdu…
Çalışma hayatı boyunca, kurumuna olan sorumluluğunu yerine getirdiği emekliliğine giden süreçte, Yaşar Urcun’un evinde her daim boyaların ve sanatın kokusu, evin bütün odaları ve çatı katına yayılıp durdu. Üretmek, dönüşmek, iyinin, sevginin, doğruluğun, hakkın ve adaletin yanında olmaktı sanatın çeşnisi onun için…
Emekli olduktan sonra da yaptığı iş buydu; sanatın kokuları, desenleri, çizimleri, dönüşümleri içerisinde amatör ruhtan, sanatçı duruşundan bir an bile uzaklaşmadan; hünerlerini, üretime dönüştürmek… Sergiden sergiye, etkinlikten etkinliğe coşku içerisinde koştu. Her daim öğrenci, öğrenme aşkı içerisinde tıpkı Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi sanatın sosyal, kültürel çığlığı oldu ve olmaya devam ediyor.Evinin her yeri ve sanat kokan atölyesinden…
Yaşar Urcun’u ilk tanıdığımda Tekirdağ Valiliği önünde Açıkhava Sergisi’nde eserlerinin başında, apaydınlık yüzü, pırıl pırıl sanatçı gözleriyle “ Buyur dostum, buyur arkadaşım” ev sahipliği içerisindeydi.
Ne zaman atölyeme uğrasa; “Nasılsın dostum. Nasılsın arkadaşım” sözcüklerini ilk kez hakkıyla seslenen bir insan-SANATÇI tanıdım. Bir başka sanatçı; yazar, şair, öğretmen Öksel Demir’in şiiriyle Yaşar URCUN’a teşekkür etmek isterim;
“ Hadi bırak kendini göçmen kuşların rüzgârına.
Senin hüznün karanfil kokusu
Bir yosun gibi vurmuşsun kumsala.
Hadi bırak kendini
Kırgın bir kent kıyısına,
Kendine çıkan bir sokağa.”