TEKİRDAĞLI YORGUN KADIN!

Yayınlama: 17.03.2022 16:51
A+
A-

Sahile yakın bir yerde yaşıyor yaşı epey ilerlemiş Yorgun Kadın. Onu ilk tanıdığımda sorunu olan bir köpeğe hap verme telaşı içindeydim. Yaptığım işi anlayınca, hayvan sevgisi, zihni ile birlikte gözlerinde de parladı.

Köpekleri, kedileri; kısacası yarım yüzyılı çoktan geçmiş yaşamı belli ki hayvanlara, derdini duygularıyla anlatan sıcakkanlı canlılara adamıştı. Tahminime göre Türk Yahudi ailelerin geriye kalan birkaç ailesinden birisini temsil ediyor.

Onunla yapmış olduğumuz kısa ve ayaküstü konuşmada, yüzündeki sağlam, kararlı insancıl bakışta, sözlerindeki tokluk ve samimiyette sanki Türkiye Felsefe Kurum Başkanı İonna Kucuradi’yi gördüm.

Köpeklerinin zaman zaman hastalandığını söyleyince bir tane de yedek hap ona bırakıp “hoşça kal “ dememin üzerinden yıllar geçti. Geçen yıllardan sonraki bugüne geldiğimde yine onu gördüm evinin yakınlarında. Daha da yaşlanmıştı yaşlanmış olmasına, ayaklarını sağlam ve yavaş atıyordu atmasına ama kendine yettiğini de anlatıyordu; derin, uzun ve kararlı bakışlarında…

Sahildeki leylek geldi gözlerimin önüne. Arkadaşları, akrabaları çoktan göç etmiş, ama o gidememişti. Leyleğin gitmeme nedeni muhtemelen yeterince uçamaması, büyük göçe, kıtalar arası yolculuğa hazır olmamasıydı.

Ya yorgun görünüşlü İonna Kucuradi’ye duruşuyla, ses tonuyla benzeyen kadın? Buranın öz çocuğu olmalıydı. Tekirdağ’ın denizi, Poyrazı, Frişka rüzgârıyla kim bilir nasıl şendi çocukluk zamanları. Onun milleti giderken başka diyarlara, kendi kurmuş oldukları düşler ülkesine, o doğduğu yeri; Tekirdağ’ı tercih etmişti…

Zordur, gözü yaşlı ayrılmak. Gidenlerin arkasından bakmak, son geminin son insanlarına el sallamak sağlam bir kalp, dayanıklı bir beden ve ruh bütünlüğü ister.

Yorgun Kadın, belki de yaşamı boyunca suskunluğu, susmuş sandığımız sıcakkanlı hayvanlara adanışı; bir ömrün matemi ve aynı zamanda doğduğu şehre sımsıkı sarılmasının felsefi anlatımıydı…

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı İonna Kucuradi’nin insanı anlatan sözlerinden birisi de;

“ İnsanlar üzerine pek çok şey söylenir, ama insandan söz edilmez hiç.” Derken, Tekirdağlı insanımızı; Yorgun Kadını da anlatmıyor mu?

Niçin bu kadar dikkatimi çekti belli aralıklarla çok az görüp zihnime çok şey düşüren Yorgun Kadın? Belki de onda, kendimi de gördüğüm, bulduğum yaşamsallığı, sırları bulduğumu sandım! Sessizce evrene fısıldayan her yorgun düşünür gibi yapmış olduğumuz kader birliği sözcüklerini, susmuş, susturulmuş dili olmadığını sandığımız hayvanlar gibi yapıyoruz.

Evrenin içinden, çok uzaklardan gelen yıldız tozlarından bize kalan o muhteşem sezgi ve vicdanla besleniyoruz. Yorulmuşluğumuz da ondan ötürü olmalı; çok uzaklara bakmaktan, hissetmekten, bilip de dokunamadığımız nice suskun ve yorgun insanlara, onların omuzlarına dokunamayışımızın türküsüdür bizimkisi…

Boşuna söylemiyor İonna Kucuradi, sözlerini söylememiş, anlaşılmamış canlar-canlılar adına;

 “ Dünyaya ‘dışarıdan’ bakıldığı, karşıdan bakıldığı sürece, var olanın kabuğunun ötesine geçilemez. İnsanların robotlaştırıldığı, robotların da insanlaştırıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Bana göre nedir yalnızlık ve yorgunluk? Konuşacak bir dostun olmamasıdır. “

  Tekirdağlı Yorgun Kadın da böyle çözmüştü yalnızlığını ve yorgunluğunu; sımsıcak kanlı dostlarına, hayvanlara sımsıkı sarılarak…

Marka Flower Çiçekçi