Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Şehrimizin şairi, yazarı Aytaç Oy Bakımevi’ne kaldırılmadan önce atölyeme birkaç günde bir uğrardı. Sıklıkla ağzından düşürmediği, söz şiire, besteye, şarkılara geldiğinde Halil Soyuer derdi…
Cehaletimi burada paylaşmak isterim sayın okuyucu. Sadece başımızı kuma gömsek iyidir; düşlerimizi, sanatın kurtarıcı olan panzehiri sayılan huzuru, şarkıların bize sarılıp koruyacak olan öykülerini, ruhlarını da gömmüşüz; bilginin çığlar halinde, şelaleler halinde aktığı bu zamanlarda…
Bir gün olsun da Aytaç Oy’a;
—Halil Soyuer kimdir? Demedim. Halil Soyuer’in neredeyse 250 şiirinin çok önemli besteciler tarafından bestelenip, çok önemli sanatçılar tarafından okunduğunu bilemedim… Şöyle seslensem benim gibi başını kuma gören insancıklara;
Zeki Müren’in, Suat Sayın ve daha birçok sanatçının okuduğu bir şarkıyı hatırlatsam; “ Akşam olur gizli gizli ağlarım.” Hepimiz; “ Ah, bu şarkı mı? Ben biliyorum! Çok seviyorum!” der geçeriz.
Dikkatinize sunmak isterim; eserin bestesi; Suat Sayın’a, Güfte-sözleri; Halil Soyuer’e aittir. Yani karşı kıyıdaki komşu ilimizin, Balıkesir Havranlı Halil Soyuer’e…
Teknoloji arttıkça insanlık yalnız kalıp, niçin daha huzursuz oluyor şimdi daha iyi anladınız mı? Şehirleriyle, ülkesiyle, tarihi, kültürüyle, sanatı, sanatçılarıyla bağlarını koparan insancıkların, toplumların tam manasıyla saf huzura tutunmaları, kavuşmaları mümkün değil de ondan…
Şehrimizde doğup, büyüyen, bu şehir için edebi, felsefi kaygılar içinde gam çeken, hüzünlenip efkârlanan Aytaç Oy’un farkı budur işte…
Nitelikli olana, ruh ve bedenle birlikte esere dönüşmüş olanlara sanatçı duyarlılığı içinde yaklaşıp, o insanların yakınında, sofralarında, umutlarında, kadehlerinde, şarkı, şiir sözlerinde olmuş…
Havran mezarlığı bir büyük şairi ağırlıyor. Servi ağaçlarının tınıları, Halil Soyuer’in bestelenmiş yüzlerce eseri eşliğinde, yaşamın damıtılmadan esenlik bulamayacak oluşunun şarkıları söyleniyor, suyu, zeytini, üreteni, Halil Soyuer’i, Koca Seyit’i olan diyarda.
Halil Soyuer’in mezar taşında kendi şiirinden, bir başka şarkı sözü yazılı;
“Yokta noksan aranılmaz
Yasa budur var eksilir
Ne tükenir sırda insan
Ne insanda sır eksilir
Hayat denen şu varlıkta
Söz yücenin pazarlıkta
Ölürsek bir mezarlıkta
Üç metrelik yer eksilir
Elden ele renkten renge
Ölüm seldir can bir yonga
Gidersek bozulmaz denge
Halil’lerden biri eksilir”
Demek ki damıtılmış söz-düşünce böyle bir şey… Birkaç dize, yaşamın sadece üstünü değil, her yönünü; çok boyutlu bir yolculuğun huzurlu nefesini de gün yüzüne çıkartıyor. Görülüyor ki, bunca şamatayı, korkunç kargaşayı, ancak edebi, felsefi düşünce notalarına ayırabilir, insanlığın en çıkmaz zamanlarında bir kurtarıcı gibi tüm dünyaya fısıldayabilir…
Böyle bir şey duyarlı insanların insanlık hizmeti! Sessiz, güçlü, derinden ve saf bir halde; kimi süzülerek, kimi damlayarak, kimi ise efkâr sofralarında nazikçe haykırarak…