İYİLİK AHLAKI

İYİLİK AHLAKI
Yayınlama: 19.03.2025
3
A+
A-

Allah’ın adıyla…Hangi çağda ve hangi kültür çevresinde yaşarsa yaşasın insan, kendini değerler dünyası içinde inşa eder. Medeniyetleri inşa eden belli başlı kavramlar vardır. Bir din ve medeniyet olarak İslam’ı anlamak, anlatmak ve yaşamak istediğimizde karşımıza çıkan temel kavramlardan birisi de hiç şüphesiz,“iyilik”tir. Son dinin iyiye ve iyiliğe dair ne kadar derin bir bakış açısına sahip olduğunu fark etmek için onun söz dağarcığında yer alan kavram haritasına ve zengin anlam dünyasına bakmak yeterlidir.

Dilimizde erdem ve fazilet olarak adlandırılan, “iyi olma durumu, fayda içeren davranışlar”, olarak tarif edilen iyilik her bir ifadesi mucize olan Kur’an’ı Kerimde farklı yön ve boyutları ile yer bulmaktadır; Birr, hasenât, salihât ve maruf bu kelimelerden bir kaçıdır. Kur’an’ın iyiliği birden çok kelime ile anlatması, her bir kavrama kendi bağlamı içinde yeni anlamlar yüklemesi iyiliğin çok yönlülüğünü ortaya koymaktadır. Kur’an’ın iyilik inşası insan tasavvuru ile başlar. Yapıp etmeleri, kabiliyetleri, eğilimleri, yaşadığı dünya, içinde bulunduğu imtihanı ve en nihayetinde varacağı/kazanacağı bakımından insan hep iyi ile kötü arasındadır. O, yaratılışı en güzel biçimde olandır. Bu en güzel yaratılmış olma halinin devamı iyi düşünmesine, iyi konuşmasına, iyi davranmasına, iyilik yapmasına bir diğer ifadeyle iyi ile hem hal olmasına bağlıdır. Dünyayı imar görevini de ancak bu şekilde başaracaktır.

Bir iyilik medeniyeti olan İslam, her iyiliği sadaka olarak saymış ve herkesin yapabileceği türden iyilikler olduğunu haber vermiştir. (Buhari, Zekât, 30) Bundan dolayı “iyilik”, kültür ve medeniyetimizi şekillendiren değerler manzumesinde en önemli yerlerden birine sahip olmuştur. İslam’ın varlığa, insana ve ahlâka bakışı, iyilik anlayışının da temelini oluşturmuştur. İslam’ın “iyilik tasavvuru” daima aşkın ve metafizik değerlerle, insan onuruyla, fayda ve maslahatla, sorumluluk bilinciyle, hayatın nihai anlam ve gayesiyle birlikte inşa edilmiştir. Dinî metinlerimizde Müslüman, hayatını iyiliğe adayan ve ömrünü iyiliklerle anlamlandıran kişidir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) “Allah’ım! Yaşamayı benim için her türlü iyiliği artırma vesilesi yap. Ölümü de benim için her türlü kötülükten kurtuluş sebebi yap!” (Müslim, Zikir, 71) duasıyla iyilik bir varoluş sebebi olarak takdim etmiştir. Kutlu ay Ramazan ayının içerisinde bulunuyoruz. Ramazan bizlere, her yıl yeni bir can yeni bir ruh üflemek için gelir. Âdeta bütün yeryüzünü bir mabede dönüştürür. İradelerimizi eğiten bir mektep, bir okul olur. Bu mektebin gayesi rahmettir, mağfirettir, arınmaktır, takvadır. Ramazan mektebinde İslâm’ın rahmetle yoğrulmuş adaletini, bilgi ve hikmetle bütünleşmiş ahlâkını, ihlasla yoğrulmuş iyiliğini bütün insanlığa gösterme vardır.

Geldiğimiz noktada biz Müslümanların iyilik tasavvurumuzu gözden geçirmemizi gerektirecek nedenlerimiz var. Bugün, iyiliğin hayat bulduğu topraklardan ve iyilerin imar ettiği şehirlerden kan ve barut kokusu yayılıyor. Bir kötülük sarmalı, İslam Dünyasını rehin almış durumda ve bu sarmalı besleyen yolları da bir türlü kapatamıyoruz. Eleştirilere karşı gösterdiğimiz savunmacı yaklaşım, “daha iyi” olma yolundaki çabalarımızı yavaşlatıyor. Bugün İslam âlemi, önce kendi değer ve kavramlarıyla nasıl bir ilişkide olduğunu yeniden gözden geçirmek, sonra da insanlığa karşı “iyilik teklifi”ni yenilemek zorundadır. Çünkü Mümin için iyilik ve güzellik hayat tarzıdır. Mümin, iyilik ve güzellik için yaşar. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) ifadesiyle “mümin, bir iyilik yaptığında sevinen, bir kötülük yaptığında ise üzülen kimsedir.” (İbn Hanbel, IV, 399)

Ahlak ise; İnsanın mizaç ve karakteri ile uyumlu davranışları sergilediği olumlu ve olumsuz davranışların bütününü ifade eden kavramdır. Görevi, insana, eğitilmiş ve beşerî arzularının egemenliğinden kurtulmuş hür bir irade kazandırmaktır. Seyyid Şerîf Cürcânî: Ahlak, kişinin kök salmış içsel derinliğini yansıtan bir mekanizmadır. Kişinin eylemleri, düşünmesine gerek kalmadan, rastgele, gayet kolay ve doğal bir şekilde bu mekanizmadan dışarı taşar. Eğer bu mekanizmadan aklen ve dinen güzel sayılan eylemler meydana geliyorsa ona güzel ahlak denir.

O halde iyilik ahlakı iyiyi, güzeli otomatik olarak yapmak anlamına gelir. ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ emrine muhatap Müslüman iyiliği düşünmeden yapar. Muhtaç birini gördü mü hemen yardım duyguları harekete geçer. Sadaka’yı yalnızca maddi bir yardım olarak anlamaz, Sadakanın kökenindeki sadakat ve samimiyeti, adalet ve hakkaniyet kavramlarını görür. Sadaka, bireysel açıdan servet sahibinin kendisine, topluma ve Rabbine karşı içtenliğini gösteren iyi bir davranış, sosyal açıdan ise toplumda adaleti ve hakkaniyeti tesis etmeyi amaçlayan bir iyilik olur o zaman. Sözlük anlamı “arınma ve temizlik” olan Zekât da böyledir. Servetinin bir bölümünü ihtiyaç sahipleriyle paylaşan kişi, bu iyiliğiyle açgözlülük ve tamah gibi olumsuz duygulardan gönül dünyasını arındırır. “Rızâ-i Bârî”ye bir adım daha yaklaşır. Toplumdaki iyilik zincirine bir halka daha ekleyerek kardeşlik bağlarını perçinlemiş olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “Her canlıya iyiliğin mutlaka bir sevabı vardır” buyurmaktadır. (Buharî, Musakat, 9) İyilik kenarda köşede kalmış malzemeleri, cebinizdekilerin en küçüğünü vermek değil sevdiğiniz şeylerden adabına uygun olarak vermektir. (Ali İmran; 92) İnsanlar, iyiliğin ne olduğu konusunda görüş ve tanımlarla mücadele ederken, Hz. Peygamber (s.a.s), iyiliği insanın kendi iradesine ve vicdanına bırakır: “İyilik (birr), gönlünü huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir. Kötülük ise gönlünü huzursuz eden ve içinde bir kuşku bırakan şeydir; velev ki insanlar başka şeyler söylesin.” (Dârimî, Buyû’, 2) Allah’ın varlığımıza nakşettiği “vicdan”, karar vermemiz gereken her noktada bizi iyiliğe doğru yönlendirecek, iyi duygularımızı güçlendirecek ve iyi davranışlarımızı artıracak sağlam bir pusuladır. Selam ve dua ile…

 

Marka Flower Çiçekçi