YA SABIR NASİP BEY

Yayınlama: 18.02.2023 10:00
A+
A-

 

Büyüklerimizden sıklıkla duyduğumuz sözlerden birisidir. Özellikle, dayanılmaz, can sıkıcı, katlanamaz gözüken olaylar karşısında iki kelime; “Ya sabır!” ne çok şey demekti…

 

Hapishanelerde çok özel araştırmalar yapılıp, istatistikleri, sosyolojik değerleri ders niteliğinde kitaplara geçirilse, en çok “ Keşke ve sabırsız davrandım” diyenlerin öykülerini görmemiz, okumamız mümkün olacaktır.

 

Sabır veya hoşgörü esnaflığı adına iki yaşanmış öyküyü anlatacağım. Birincisi, önemli deneyimlere sahip, kamuda geçen yıllardan sonra küçük esnaflık yapan Nasip Bey’den öğrendiğim, dinlediğim ve gördüğüm bir öyküdür.

 

Nasip Bey’in oldukça canını sıkan bir olayı, dükkânına gelmiş genç insanlarla konuşması, onun dönüm, değişim ve kendisiyle sosyolojik bir deney yapmasına kadar ulaşmış.

 

Nasip Bey, canını sıkan olay karşısında biraz fevri konuşması üzerine o an dükkânında bulunan genç hemşire söze karışmış:

 

—Nasip Amca, öyle olmaz. Bu şekilde sorunu çözemezsin!

—Peki, nasıl olur?

—Önce topu göğsüne alacak, bir güzel yumuşatacaksın. Sonra, arkadaşlarına pas atacak, gününü katletmeyeceksin.

 

Bu sözleri duyan, her an değişime, irdelemeye hazır olan Nasip Bey uzun uzun düşünmüş. Ve genç hemşirenin yüzde yüz haklı olduğunu görmüş. Aslında buna benzer onlarca, yüzlerce olayı çalıştığı yerde görme fırsatı olmuştur. Bazen, o konuda görmek, karar vermek için böyle bir uyarı gerekir. Bu uyarıyı, çok değerli yaşam felsefesi gören ve hemen sahiplenen Nasip Bey, o günden sonra inanılmaz derece gülümsemeye başladı.

 

Bilim insanları ısrarla şu açıklamayı yapıyorlar. Yaşamın içinde kalan, milyonlarca yıl yok olmaktan kurtulan canlıların sırları; yaşama uyum sağlamalarında gizliymiş. Çok güçlü ve çok öfkeli olmalarında değil…

 

Görünen o ki, hemen çıkışlar, parlamalar, kırıp dökmeler asla kazanç sağlamıyor. Mevlana’nın meşhur sözü; “ Sabır, demir kalkandır.” Çok yerinde bir sözdür…

 

İkinci olayı bizzat kendim gözlemledim. Çiftlikönü Mahallesi sakinlerinin vakit geçirip sohbet ettiği kıraathanelerden birisine girdim. Boş olarak bir tek masa vardı. En sonda loş köşede! Bir çay söyleyip, masada bulunan gazetelere göz atmaya başladım.

 

İçerisi sıcak, bildik mahalle mekânlarından. Herkes birbirini tanıyor. Bir ara haberleri sunan kadının yaptığı bir açıklamaya, sanki sunucu veya anlatıcı kadın onları duyuyormuş gibi, kıraathanede bulunanlardan birisi bağırarak laf söylemeye başladı. Sanırsınız ki delirmiş…

 

Söylediği lafların ancak birkaç kelimesini anladım. Düzensiz, boğuk, anlamsız şeyler… İlk önce korktum; irkildim. Ne oluyor böyle! Kıraathane sahibine baktım, yüzünde, beden dilinde hiçbir şey yok ve çok sakin. Belli ki, kişinin yerli yersiz çıkışlarına alışık… Kişioğlunun kredisi var.

 

Sunucuyla güya kavga eden âdemoğlu çıkınca, orada oturanlardan bir başkası, kıraathane sahibine-ocakçıya bakarak, gidenin hakkında söylenmeye başladı. Kıraathane sahibi tek bir cümleyle sükûneti ilan etti:

—İyi ki kadın sunucu onu duymadı”

 

Esnafın geliştirdiği bakış açısı, ironi doluydu. Sunucuya söylenip etrafı rahatsız edene de, onun arkasından söylenene de fazlasıyla çıkartılacak dersler vardı; birkaç kelimelik sözde…

Marka Flower Çiçekçi