Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
FARNASA AÇIK TENİS TÜM HEYECANIYLA SÜRÜYOR
İnanılmaz maçlar oynanıyor. Tenis dünyası adına spor dalları arasına en saygın yere ulaşmış, dünya çapında Grand Slam olarak bilinen dört aşamalı turnuvanın ikinci aşaması; Fransa Açık Toprak Saha Tenis devam ediyor.
İlk önce Avustralya Açıkla başlayan, şimdi Fransa Açık Toprak Saha ile devam eden turnuvada çeyrek finaller oynandı.
Dünya tenis 1 numarası R.Nadal zorlansa da genç rakibi; D. Schwartzman’a karşı;3–1 galip gelerek ismini yarı finale yazdırdı. Daha önce Fransa Açık Turnuvasında on kez Grand Slam şampiyonu olmuş Nadal; yaklaşık 3 Saat 42 Dakika süren karşılaşmada her zamanki gösterisini yaptı.
Tenise bu kadar yakışan insan çok az vardır. Bunlardan birisi de Nadal’dır. Spor ciddiyeti, istikrarı, ilkeli, centilmen duruşu; ister istemez hak ettiği saygınlığı, başarısıyla birlikte bir arada tutuyor.
Dünya çapında oynanan bu müsabakaları, on binlerce, yüz binlerce; hatta milyonlarca insan izliyor. Karşılaşmaların yapıldığı şehirlerde turizm, ekonomi ve kültürel hayatla birlikte sosyal hayatta hareketleniyor.
Aynı heyecanı; heyecanları; şehrimizin tenis kortlarında görmek istememiz; lüks değil! Elden çok şey gelmiyor; burada, köşemde sıklıkla dile getirmemden başka…
Devletimizin spora desteği ciddi manada fiziksel anlamda yükselişe geçse de, yöneticilerin uluslar arası ve ulusal mücadele anlayışının eksik oluşu ve ciddi karşılaşmaları destekleyecek finans yardımlarının yeterli olmayışı; kortlarımızın sönük geçmesine, yüzme havuzlarımızın gereken değeri, tanınma ve başarıları şehrimize taşıma imkânı oluşmuyor.
Şehrimizde ki tenis kortları çok ciddi turnuvalara es sahipliği yapacak derecede güzel. Olimpik Yüzme Havuzumuz da öyle. Yeni yapılan Kayak Merkezimiz de öyle olacak. Fakat denizde geçen hükümet, dereden bir türlü çıkamıyor.
Acaba, her şeyi devletten bekleyen, kendi aristokrasimiz, aydınımız; insanlarımızın bu konuda eksikleri, yetersizlikleri ne durumda? Bunu da sorgulamak zorundayız; üzüm üzüme baka baka…
ONURSAL MAKAMLAR
—————————
Bir yazar, onur adına, nice insanın peşinde koştuğu itibar adına şöyle söyler; “ Onursal makamlar ancak budalalar içindir.”
Oysa tüm yaşamımız içinde biricik mücadele, koşumuzdur onurlu bir makama ulaşmak. En çok alkışı alan müzisyen… En çok kitabı satılan yazar… En çok seçilen siyasetçi… En çok kazanan iş insanı… En büyük ödülü hak eden, sinema yönetmeni, oyuncusu…
Sözcükler karmaşası, aklın tabularını, kabuğunu kırmaya başlamasın bir kere! Yazar, Ellas Canettı, söylemini daha da ileri taşıyarak;
“ Onursal makama düşkünlük, ulaşmak, utanç yaşamak, onurlar içinde yaşamaktan daha iyidir; saygınlık olmamalı, ama ne pahasına olursa olsun, özgürlük olmalı, düşünme özgürlüğü. Onurlar duvar halıları gibi gözlerin ve kulakların önüne asılır. Artık ne gören kalır, ne duyan; düşler, onurlar içerisinde boğulur, verimli yıllar da kuruyup gider.”
Çok ince bir nokta; tam da kırılma anı gibi bir şey… Yazarı anladığımı, anlaşılır olduğunu söylemek isterim. Peki, ama bunca onur yazısı; itibar arayışı, eşelenmesi ne olacak? İnsan, onurlu bir makama sahipken, utanç içine düşme adaletini niçin istesin?
İşte, tam da büyük an burası. Bir filmin ismiyle bile ne çok şey anlattığını, burada hatırlatmak isterim; Burjuvazinin Gizli Çekiciliği; Luis Banuel’in 1972 yılında çektiği önemli sinema eseri.
Onurlandırılmanın, ince, görünmez tesirlerinin insan ruhuna; zarif düşüncelerine yapacağı tesir… Hep böyle olmamış mıdır?
Muhalif nice insan, hükümdar kılığına girince; onurlandırılınca, nice utanmazlıkla suçlanan insanları bir kenarda unutup, tanrısal lütif1lar içine girme cesareti, içgüdüsel saplantılar içinde kuruyup gitmemiş midirler?