Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İnsanın anlatacak bir konusu yoksa af edersiniz kapalı bir yerde yiyeceksiz kalmış tavuklar gibi, kendi bokluğunuzu eşeler durursunuz…
Sıklıkla gittiğim esnaf dükkânına birkaç malzeme almak için girdim. Her zamanki gibi müşterisi çoktu. Çoğu zaman kasanın başında olmadığı halde, esnafın kendisi kasanın başında, gelen giden tanıdıklarıyla; günlük, gecelik, belki de haftalık olayları, harman yerindeki çiftçinin uygun rüzgârda ürününü savurduğu gibi savuruyorlardı.
Bilerek gitmedim kasaya. Elimde birkaç ürün, sıkışık dükkânın sıklıkla yer değiştirdiğim köşeciğinde, esnaf ile tanıdık müşterisi tarafından başlayan konu, yoktan var edilmeye çalışılan tatlı sohbete kulak kesildim…
Konu yoksa en küçük olay bile ne çok şey anlatır, ne büyük zenginliktir; edebi dünyanın enginliği, sanatın muhteşem, sınırsız destanlarına uzaksanız…
Onlar da öyle yapıyorlardı. Bir gün önce, akşamüstü kasada duran esnafın dükkânının hemen önünde gerisin geriye gelen aracın çarpmış olduğu kadın üzerinden sohbet sofrasına, bu çarpma, düşme olayını farklı renklerde, tabaklarda, tatlarda sunup duruyorlardı…
Ne yalan söyleyeyim; bir yazar olarak bu tatlı sohbete gönülden kulak kesildim. Kasaya beni çağırıp,”Size öncelik verelim beyim” deseler, kabul etmeyeceğim; katiyen…
Esnafın müşteri olarak orada bulunan tanıdığı soruyor;
—Abi nasıl olmuş bu kaza ya? Kabahat şoförde mi yoksa kadın da mı?
—Şoförde tabiî ki kardeşim. Kasada duran esnaf bunu söylerken, gözleri iki katı büyüdü. Aracın geri geri geldiğini, şoförün arkasını kollamak zorunda olduğunu anlatırken, dinleyici rolündeki Aslan parçası, benden daha dikkatle, daha ciddi görünüşle, kabahatin şoförde olduğunu öğrenince, sanki rahatlamış bir sesle;
—Neyse, en azından yaralanma, kötü bir şey olmamış abi ya! Ya araç kadını altına alsaydı?
—Geri geri geliyormuş kardeşim. Zaten yavaş seyrediyor, etraftan da onlarca insan bağıra çağıra bu işe karışmışlar.
—Aman iyi olmuş abi. Sonunda kadın yaralanmamış ya. Benim merak ettiğim, acaba kadın mı dalgınmış, yoksa şoför mü? Kadını ne kadar savurmuş?
İnanın dostlarım, kasada duran esnaf daha rahat olsa, geride benden hariç bekleyen müşteriler olmasa, tanıdık müşterisiyle saatlerce sadece kaza olayını konuşacaklar, ballı lokmalı sohbetlerine muhteşem bir zaman öldürme zehri ile devam edeceklerdi.
O kısacık zamanda, burada yazmaya fırsat bulamadığım daha ne çok şey anlattılar. Yolun hareketliliği, yolda araç trafiği azsa, gelen araçların çok hızlı geçtiği, burada karşıdan karşıya geçilecekse, araç trafiğinin en sıkışma zamanlarında geçilmesi gerektiği üzerine bir sürü tatlı sohbet aktı geçti, her gün yaptıkları sohbetler gibi, ballı lokmalı…
Yaşım 9–10 olmalıydı. Yaşadığımız yerin hemen dışında şose yolun kıyıcığında, bir başka yerleşim yerinden gelip de silahı ile kendini öldüren birinin haberi duyulmuş, neredeyse haberi duyan bütün erkekler, çocuklar o yöne doğru akıyordu. Canlı olmanın merakî içinde bende büyüklerin gölgesinde yürüyerek oraya kadar gittim. Yerde, upuzun boyu, kemikli bedeni, güzel yüzlü bir delikanlı yatıyordu. Soluğu çoktan kesilmiş, boynundan bulunduğu yere akan kanlar koyulaşmış, toprak olmak için can atıyorlardı, o güzelim can gitmişken…
O gördüğüm manzara, o boylu poslu delikanlının resmi, fotoğrafı, beynime olduğu gibi kazındı. Dönüş yolunda onlarca insan, bir film setinde geliyor gibi, herkes bir şeyler söylüyor, bu ölüm üzerine inanılmaz senaryolar yazıyorlardı;
—Yok, kardeşim, bu delikanlı kendi kendini öldürmüş olamaz. Boynundaki vurulma yerini gördünüz mü, bunu yanında duran silah ile yapmış olmaz. Bu işin sebebi çekiç(tabanca) olmalı!
Bir sürü yorum yapıldı. Delikanlının güzel yüzünün, boylu poslu oluşu üzerine kimseler durmadı. Üretilen senaryo, kendisi mi yoksa başkası tarafından mı öldürüldü. Bugüne döndüğümde, o delikanlının, yerde yatan sessiz bedenini, idamı onaylanan, darağacına giderken dimdik, cesur, korkusuz duran Deniz Gezmiş’e benzetiyorum. Ölümleri, yerde yatan cansız bedenleri, bir sürü laf lakırdısından daha değerli, daha güçlü, korkusuz ve anlamlı bir öyküyü, insanın yüce dönüşümünü anlatıyordu…