Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Cumhuriyet devrimlerini oturtabilmek için halkın bilinçlenmesi için, halkın okuryazar, düşünen, sorgulayan olmasını istemesi atılan ilk adımlardan anlayabiliriz. Halkevleri, Halkodaları ve sonrasında Köy Enstitüleri, Devlet Tiyatro, Opera ve Baleleri, Türk Tarih, Türk Dil Kurumu, Okullar, Üniversiteler, tam manasıyla zamana karşı yarışmanın yanında, uygar dünyaya yetişebilme çabalarından başka bir şey değildi.
Asıl konumuza; “ Asil” sözcüğüne dönmek isterim. Başlığı görünce şöyle düşünenler de olabilir; “ Yahu, senin dediğin bu sınıflar Ortaçağ Avrupa’sında vardı!” Elbette onlara hak verir, onlarında şu yazının anlatmak istediği davayı anlamalarını beklerim.
Hani söz açılınca sıklıkla halka, yani halktan kişilere-bizlere; “ Siz ASİL olansınız, sizin seçtikleriniz ise Yönetici veya Vekil!” diye, övgü dolu sözler duymayan yok gibidir. Ülkemizde seçilmiş yöneticilerin tam sayısını bilmiyorum. Yüzlerce, binlerce Belediye Başkanı, Oda Başkanı… Aklınıza hangi kuruluş gelirse gelsin; ister sivil, ister resmi; seçilmiş olanların tamamı vekilken, onları seçenler ASİL-MİŞ güya!
Öyle mi acaba? Kimine Belediye Başkanı, Oda Başkanı dediğimiz bu insanların yegâne görevi, seçilme amaçlarına uygun; kanunlarla, vicdanla, hukukla, ülke sevgisi ve hümanizma ile birleştirdikleri hünerleri; iş, emek, akıl yetenekleri sayesinde oy aldıkları, seçilmelerine imkân tanıyan Asilleri daha da huzura, neşeye, refaha kavuşturmak olması gerektiğini biliyoruz.
Birçok yerde açılışlar, tanıtımlar, etkinlikler yapılıyor. Görüp baktığımızda Yönetici veya Belediye, Oda, Dernek, Vakıf Başkanı dediğimiz değerli kişiler her daim en önde oturuyor. Açılış kurdelesini kesen de onlar oluyor. Onlar oturuyorken, onları seçen Asiller ise ya ayakta, ya alkışlamaktan canı çıkıyor. Üstelik Asillerin önüne çoğu yerde ne su, ne ekmek konuyor. Oturan, en önde duran vekillerin önünde ise içecekleri, yiyecekleri bir sürü şey…
Yahu, vekil olmak mı, halk-asil olmak mı daha karlı? Bu nasıl iştir? VIP Salonları ve kapılarından geçen Asil insanımız, yani halktan bir kişi var mı?
En çok da içerlediğim şey; “Yeşil Pasaport” hiçbir ASİL kişini, vatandaşın göremeyeceği şey…
Yeşil pasaport alacaklar arasına, yirmi yıldan fazla çalışan düzenli vergi vermiş olan esnaflar niçin giremez? Emekli olmuş, belki de hiçbir zaman gidemeyecek olan emekli insanlarımız niçin onurlandırılmaz? Hepimiz devletimizin birinci sınıf vatandaşıyız oysa…
Halkın yeşil pasaportu olsa bile kaç kişi yurtdışına çıkabilir? Ama çıkma ihtimali, onurlandırma yeşil pasaportu halka nede iyi gelir, ne de mutlu olur; isterse yoksulluğun dibine vurmuş bir yaşamı olsun…
Asil olup da bir partiye üye olup azcık önemsenen, birkaç yılda bir Ankara’ya davet edilip, Vekillerimizin, yöneticilerimizin girdiği yerlere girip, bir çay, kahve veya çorba içip de yaşamı boyunca bunları anlatan Asillerimiz var. Askerlik anısı gibi bitmeyen, her anlatışta bir şeyler etkilenecek olan saygınlık arayışı, yalvarışı…
Farkında mısınız, artık halkımız, yani Asiller-halk, açılışlardan, zoraki törenlerden, buluşma ve etkinliklerden bıkmış durumda… Gerçek manada, gönüllü bir şekilde halkı nerede mi görüyoruz?
Söyleyeyim; 10 Kasım veya 29 Ekim günlerinden Anıtkabirde… Hani Z Kuşağı peşine düşen siyasetçilerimiz var ya, onlar da gençlerin peşinden boşu boşuna koşuyorlar. Onların gönüllerini kazanmak zor değil oysa. Hep alkışlayanı, nasihat ve arkada ayakta dikileni olmak istemiyorlar.
Gençler, ritmi, müziği, uygar dünyada onlara sunulmuş bütün imkânları kendilerinin de özgürlük alanları içinde, kendi kendine yetmenin yanında serbestçe dolaşım istiyor.
Asilin yaşlı olanları dışarı çıkıp gönlünce gezemiyor, VIP Salon ve kapılarından geçemiyorsa, yaşamın ilk olgun adımlarını atan, atacak olan gençler için devrim niteliğinde adımlar atılmasını bekliyoruz; biz Asiller olarak…
Genellikle gençlerin gittiği bir yere gittim. İçeride bir kişi dahi yoktu. Burayı çalıştıran kişi de genç bir insandı. Nerede bu insanlar, nerede bu gençler? Diye sorduğumda:
—Çoğu akşamüstleri geliyor. Ancak sigaraya, bir de birkaç çay içmeye para bulan gençler ne yapsın be abi!
Bir insan, bir genç, hatta bir ASİL, yetmiyorsa kendi kendine, kahvesini içemiyorsa düşleriyle birlikte, sinemadan, tiyatrodan, danstan, resimden, heykelden, seyhatlarden, konserlerden bahsedemiyorsa gönlünce; Asil olsa ne olacak? Geride, ayakta ve kurdele kesenleri hep alkışlayan mı olacak?
Acaba yerel siyasetçilerimiz; “ Bundan böyle, asiller, yani halk da VIP kapılarından, salonlarından geçecek, geçmeli, halkın da yeşil pasaport almasını isteriz.” deye çıkışlar yapsalar, onları dinleyen Asillerin, gençlerin yüzü, gönlü nasıl şenlenir acaba?