Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Tekirdağ için ne kadar çok söz söyleyip yazdık, üzüldük ve hep umutlandık… Denize olan kıyılarından, eşsiz dağları ve yürüyüş yollarından, mitolojik öykülerinden ve antik şehirlerinden bıkmadan konuştuk ve konuşacağız…
Ne zaman Tekirdağ’ın Sokak ve caddelerine çıksam mecbur kalmadıkça kaldırımlarına bakmıyorum! Bakamıyorum! Neden mi; kirlilikten dolayı ortaya çıkan utandırıcı görüntülerden…
Diyelim ki belediyelerimizin temizlik birimleri yeterince temizleyemiyor; peki ama oralarda yaşayan, dükkân ve ev sahipleri; oralarda günü içip, geceyi tüketenlerin bu pisliklerle, bu korkunç görüntülerle her gün iç içe yaşaması nasıl gerçekleşiyor?
Sanıyorum, kirliliği, pisliği göre göre benimsedik ve duyarsız hale geldik… Baka baka karardık; üzümler gibi… Güya, evlerimiz bal dök yala mantığı ile içeriye girmeden önce ayakkabılarımız eşiklerden taşıyor. Güya, temizlik adına evlerimizde kutular dolusu kimyasal maddeler bulunuyormuş?
Ya sokaklar, caddeler, kaldırımlar, park ve bahçelerimiz? Şehrimize dışarıdan gelen insanlardan sıklıkla duyduğum şey; “Tekirdağ ne çok kirli… Tekirdağ’ı böyle bilmiyorduk…”
Utanmanın kim bilir kaç hali vardır bilmiyorum ama yaşadığım, sevdiğim, sürekli üretip umutlar yeşerttiğimiz şehrimin böyle anılması çok acı verici…
Sanıyorum, şehir, millet, vatan sevgisi ne sözle, ne de şekille, sembollerle oluyor. Yaşadığın yeri temiz, düzenli tutmanın yanında, üretmekle, hak etmekle, onur duymakla ayrıcalık kazanıyor…
Canımı sıkan bir başka şey de, bu kadim milletin, kent kültürüne önem vermeyişidir…
Gösterişli sitelere, havuzlu evlere duyduğu ilgiyi, yatırdığı parayı ve harcadığı emeği, şehirlerin mahallelerine, sokaklarına, park ve bahçelerine harcamayı yüce bir borç, sevgi şekli görmüş olsaydık; kim bilir hangi öncü şehirler listesinde TEKİRDAĞ en önde koşanlar arasında olurdu…
Bir örnek vermek isterim; İş Bank arkası, hastane önündeki park! Hükümet Caddesi! Her gün yüzlerce insan burada dinleniyor. Binlercesi buradan geçiyor. Kimisi dinlenirken, kimsi ise hastası için gelip orada ölüm ile yaşam, sağlık ile hastalık arasında bir sürü denklemler çözmeye çalışıyor. Ama nafiledir; pislik o kadar gösterişli ki, bizlerin denklemleri de ister istemez o pisliğin, kirlenmişliğin içinde kalmaya mahkûmdur…
Cenap Şahabettin’in Viyana yolculuğu üzerine ilginç ve önemli notları var. Viyana’yı bir yazar için sevimli bir yer olarak gören yazar ve şair, Viyana’da bir parça Beyoğlu kokusu bulur.
Şairi etkileyen en önemli Viyana anılarında insanlar arasındaki dostluk, sevgi ve nezaket dilidir. Viyana’nın düzeninden, temizliğinden söz ettikten sonra yaşadığı şehir İstanbul için; “Oysa İstanbul’un caddeleri çok kirlidir.” Saptaması kim bilir onu da, onun gibi temiz, düzenli şehir özlemiyle yanıp tutuşanları da nasıl keder içinde bırakmış ve bırakıyordur…