BEŞİKTAŞLI İSMAİL ARAMIZDAN USULCA AYRILDI

Yayınlama: 13.11.2021 10:59
A+
A-

Sözünü edeceğim saygın kişi İsmail Topuz’dur. Onu yıllar önce; 1991 yılında tanıdım. Doğan (rahmetli) ile Murat’ın babaları. Tıpkı kendi babası gibi sakin, gösterişten uzak ve iyi bir insan olmanın erdemi içinde çok iyi bir Beşiktaş taraftarı…

İsmail Topuz’u tanıdığım yıllar bir başka Beşiktaşlı Karadıyı lakabıyla anılan bir başka Beşiktaş taraftarını daha tanıdım, arkadaş oldum. Karadayı, İsmail Topuz’un tam tersi; gezdiği sokaklarda, caddelerde;

“ Beşiktaş “ diye seslenir, adeta gür sesinden o sesleniş, mekânlar arasında yangı, saygı uyandırırdı;

“ Beşiktaaaaş…”

İsmail Topuz ise Karadayı’nın tam tersi; usulca övünürdü Beşiktaşlı olmasından. Neredeyse her futbolcunun gelmişini geçmişini bilir, taraftar olmanın bütün özekliklerini tıpkı Beşiktaş’ın efsane başkanı Süleyman Saba gibi kendinde toplamıştı…

Onurluydu; servetler kaybetmesine rağmen, tenezzül etmezdi ona fazladan verilecek bir şeye. Yaşadığı acılar, deneyimler yüzünden felç geçirmiş, kendini toplasa bile bazen ayağını sürükler, sakin şehir felsefesine yakışır bir ciddiyet, sükûnet içerisinde maç sonunda oğlu Murat ile evinin yolunu tutarlardı.

Hiçbir zaman bildik taraftarlar olmadığım için maç seyrine, Beşiktaş’ı izlemeye sırf İsmail Topuz gibi insanların sohbetleri için giderdim. Habil ağabeyin kahvehanesi (havuzlu kahvehane) her maç akşamı buluştuğumuz yerdi. Çoğu zaman benden sonra gelirdi.

Aytaç Bey ve bir başka tanıdık İsmail gelince iki İsmail ile birlikte, konuşarak, tartışarak, çoğu zaman özeleştiri yaparak bitirirdik geceye süzülen maç görüntülerini, spor etkinliğinin çeşitli hareketlerini…

Araya covit–19 girince biraz uzak kalmıştık birbirimizden. Aynı mahallede oturuyor oluşumuz sayesinde sıkça karşılaşırdık caddede. Hatırlatırdı bana; “ Sığdaki Derinlikler” gazete köşemin ismini. Söz ederdi o gün okuduğu, sözünü ettiğim konudan; yaşamı gibi; usulca ve bir parça mizah esintileri içinde…

Derinliği olan insanlar sığda gezinirler. Doygunlukları geçmişlerinde, genlerinde saklıdır. Onların bütün istediği şey; barışçıl bir hayat… Eğlenceye, mizaha dayalı bir yaşam…

Nedense yaşam böyle insanları zorlu testlere tabi tutar. Belki de az düşünen, kaba-saba insanlar arasında daha az kalsınlar, bir an önce sonsuzluğun engin şefkatli kollarına tutunsunlar diye…

Yaklaşık bir ay önce Ali’nin çay ocağının önünde selamlaştık onunla. Bir sürü sorunu olsa bile yüzünde bir tek çizgi dahi oluşmamış çocuk gülümsemesiyle;

“ Nerede izleyeceğiz Beşiktaş maçlarını?”

Ördeklidere’de izlediğimi söyleyince; “ Gelirim” dedi; yine gülümseyerek, Beşiktaş’ın iyi gitmediğine kanaat getirerek, bir çırpıda fikirlerini söyledi.

Tahammülü yoktu kötü futbola. Estetiği, mücadeleyi seviyordu. Yüzü, sözleri ve niyeti her daim bir gülümseme, barışçıl bir yel içerisindeydi İsmail Topuz’un. Bir başka eski tanıdık, arkadaş Yorgancı Osman söyledi;

“ Duydun mu?”

  • Neyi?
  • “Bizim İsmail ağabey, yoğun bakıma kaldırılmış!”

Hani halkın dilinde bir söz vardır ya; “ Duymaz olaydım…” İçimdeki haykırış tıpkı İsmail Topuz’un haykırışı gibiydi; usulca kanadı ruhumun bir yerleri…

Ve o gün geldi çattı; Ortacami’de musalla taşında bir tabut ve içerisinde İsmail Topuz uzanmış yatıyordu. Belki de bir ömür, her canlının beklediği büyük sessizlik, muhteşem sükûnet; bildik bütün sıkıntıların sona erdiği on…

Musalla taşındaki sessizliğe, her daim gülümseyen yüze defalarca baktım… Yeryüzü denen cennetin, insan denen canlının ayrılış acılarını yorumladım; İsmail Topuz gibi; hiçbir kavga ve öncelik, insandan, canlı olmak ve yaşamaktan daha değerli değil…

Güle güle; İsmail TOPUZ… Sen gittin, gülümsemen ve çok iyi Beşiktaşlı oluşun kaldı geriye; bir de insan oluşun, sevgiden, barıştan beslenişin…

Marka Flower Çiçekçi