Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bazı ölüm olayları duyarlı ülke vatandaşını daha da yaşlandırır. Bir insan öldürülür! Mesele, sadece ölüm değildir. Düşünceye ateş edilmiştir. Aydınlığa…
Türkiye, ülkemiz böyle günleri çok yaşadı. Ve o günlerden birinde kurşunların hedefinde Muammer Aksoy vardı. Kapısının önünde vuruldu. Düşünürseniz; bir insanın kapısının önü, hayatın en sıradan, en güvenli yerlerden biridir. Ne hazindir ki bazen tarih orada yazılıyor.
Bir aydını, bir insanı öldürmek çok kolaydır. Karanlık bir irade, kısa bir plan ve birkaç kurşun… Ya bir düşünceyi öldürmek? Göründüğü kadarıyla kolay değildir. Bilirsiniz ki düşünce bir bedende, bir zihinde yaşamaz.
Muammer Aksoy’un hayatına bakıldığında büyük laflar görünmez. Gösterişli sözlerin peşinde koşmamıştır. Ama bir çizgisi,bir karakteri vardır. Düz,net ve tavizsiz…
Hukuk, sözcüğü onun karakterinin bir parçasıydı. O hukuku sadece bir meslek değil, bir ölçü gibi görüyordu. Bir yerde şöyle yazmıştı:
“Hukuk devleti, devletin de hukuka bağlı olduğu devlettir.”
Çok sade bir cümle olmasına sade ama memleketimizde en çok tartışılan meselelerin özü o cümlenin içindedir. Ona göre, devlet güçlü olabilir. Ama hukuk yoksa o güç güven vermez.
Aksoy’un düşüncesinin arkasında Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet vardı. Ama o Cumhuriyet’i bir slogan gibi kullanmadı. Bir başka yerde şöyle diyordu:
“Cumhuriyet, kulluktan yurttaşlığa geçiştir.”
Sadece bu cümle bile ülkemizin bütün hikâyesini anlatmaya yeter. Bir insanın başını kaldırabilmesi… Söz söyleyebilmesi… Devlet karşısında hakkını savunabilmesi…
İşte Cumhuriyet dediğimiz şey biraz da budur. Aksoy, kalabalıkların içine girmeden de bildiği ve inandığı konularda hep yazdı, hep konuştu. Çoğu zaman da uyardı.
Bir başka cümlesi de:
“Laiklik, dinin devlet tarafından kullanılmasını engelleyen güvencedir.”
Aksoy bütün bu gerçekleri yaşamı boyunca anlatmaya çalışıyordu. Sonra bir gün, kapı önü ve silah sesi… Ve tekrar acı bir gerçek; bir aydın daha öldürüldü. Ülkemizdeki aydın cinayetlerinin en ağır tarafı şudur: Her bir uyarının susturulması… Bir düşüncenin hedef alınmasıdır…
Ama tarihin, akan zamanın ve belki de toplumsal evrimin garip bir kuralı var! Susturulan düşünceler bazen çok daha fazla konuşulur. Bugün geriye dönüp baktığımızda Muammer Aksoy’un hayatı gürültülü bir hayat değildir. Ama anlamı büyüktür. Çünkü bir aydının ne yapması gerektiğini gösteren insanlardan birisiydi.
Aydının yazgısında da bu vardır. Bazen alkışlanır, bazen hedef alınır.
Yıllar önce Mustafa Kemal Atatürk gençleri yurt dışına gönderirken şöyle demişti:
“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.”
O söz, bu ülkenin geleceğine duyulan güvenin sözüdür. Muammer Aksoy o kıvılcımlardan birisiydi. Bazı alevler kurşunla söndürülmeye çalışılır, ama gerçekte başka yerde yanmaya devam eder.