BİR İNSAN, BİR ADA: AHMET GÜLÜMSER

Yayınlama: 15.06.2022 13:12
A+
A-

 

Soy ismine uygun bir yaşam sürdü Ahmet Gülümser. Marmara Adasına gidenler, Çınarlı Köyü, Kumsal Motele yolu düşmüş olanlar çok iyi bilirler Ahmet Gülümser’in bir insan, bir ada öyküsünü…

O’nun duruşu beyefendiliği anlatırdı da anlayan kaç kişi çıkar o düşündürürdü insanı! Hep dinleriz ya; “ Eski insanlar! Eski İstanbullular!” sözü edilen beyefendilikler, hanımefendilikler… Uyum, doyum, deneyim ve zarafetle iç içe; belki de genlerinden gelirdi o insanların…

Ada deyince ilk önce mitolojik öyküler gelirdi aklıma. Bu yüzden gidince ilk kez Bozcaada, Gökçeada, Büyükada, Heybeli, Burgazada, Marmara’ya mekânlarından çok öykülerini, dağlarını, tepelerini merak edip gezdim…

Tanrı ve tanrıçaların yaşadığı, Homeros’un destanlarını yazdığı, savaşların şiirleştiği zamanları hatırlarım. Sonra, gezdikçe adaları, dinledikçe öykülerini başka anılar da oluştu ada kültürü-öyküleri adına…

Mesela, Burgazada deyince Sait Faik’in izini süreceksin, kendi halinde suskun konakların, yalıların, çam ağaçlarının bolca bulunduğu diyarda. Marmara Adası Çınarlı Köyü Kumsal Motel deyince aklıma Ahmet GÜLÜMSER gelir.

1990’lı yılların başlarında tanışmıştık Ahmet Gülümser ile. Büyük çınar ağaçlarının, tertemiz kumsalın olduğu Marmara Adası’nın Çınarlı köyünde… Bir görev bilinci, her daim hoş olup olmadığımızın peşinde koşan bir şair, filozof hissiyatıyla dolaşırdı kumsal ile motel arasında.

Boşluk yaratır iyi insanların ölümleri. Yaşamın insan tarafında bitmeyen kargaşalar fark etmez nice boşlukların kaybolan değerlerini. “ İyiydi, hoştu, güzel insandı” der, günlük telaşın, hiç durmayacakmış sandığımız zaman aracının içinde bir çocuk masumluğundan uzak şekilde oyalanırız; çaresiz, sanatsız, felsefesiz ve gamsız haller içinde…

Bir değil birçok anım vardı Ahmet Gülümser ile. Hele bir günün akşam vakti, hiçbir zaman tekrarlanmayacak hatıraya dokunduk; tanıklık ettik. Neredeyse gün sona ermişti. Çınarlı Köyü’nün kumsalında… Bütün gün güneşlenenler çoktan çekilmişlerdi motelin orman kokan bahçelerine, odalarına. Denizde yüzen birkaç kişi ve kumsalda kalan son birkaç aile, akşamın esintisini, günün sıcaklığıyla yoğurup pişirme peşindeydi.

En çok acemi ve amatör bilinç içinde olanların öyküleri tatlı gelir kulağa. Saflık ile masumiyet yüklüdür böyle hikâyelerin özleri. Kumsalda dinlenen, akşam güneşinin batışını izleyen insanlar çoktan kapamıştı plaj şemsiyelerini. Ben ise bir şemsiye istemiştim Ahmet Gülümser’den. O da hiç üşenmeden, bana daha önce yaşadıklarından, bir deneyimi paylaşmadan vermişti şemsiyeyi.

Kumsala geldiğimde akşam güneşinin son demleri yaşandığı halde ben rüzgâra rağmen plaj şemsiyesini dikmeye çalışıyordum kumların üzerine. Uğraştıkça, tamam bu sefer oldu dedikten birkaç dakika sonra yönünü şaşırmış akşam rüzgârı yerle bir ediyordu diktiğim şemsiyeyi ve harcadığım emekleri.

Rüzgâr diktiğim şemsiyeyi yerinden çıkardıkça ben üşenmeden yerine çaktım. O sırada Ahmet Gülümser de uzaktan beni izliyor ve gülümsüyormuş. Yarım saatlik uğraştan sonra bu iş oldu deyip, plaj şemsiyesi altına geçip kitabımı okumak üzere sanki bir tufan koptu. Rüzgâr dört bir yandan saldırdı. Orduları çok güçlüydü. Öncü ve yancılarıyla saldırıya geçtiler. Plaj şemsiyem ilk önce bulunduğum yerin kuzey yönüne uçtu. Denizde serinleyen, akşam vaktini geçiren bir aileye çarpmak üzereyken son anda adamın dikkati sayesinde kurtuldular.

Şemsiye ve rüzgâr, belki de adanın tanrı ve tanrıçaları hızlarını, öfkelerini alamamış olmalılar ki, bu sefer bulunduğum yerin batı yönüne, Çanakkale Boğazı istikametine,300 metre öteye sürüklenen şemsiye birkaç dakika içinde gözden kayboldu.

Her şey bir anda olmuştu şairin dediği gibi;

“Her şey birden bire oldu.

Birden bire vurdu gün ışığı yere;

Gökyüzü birden bire oldu.

Her şey birden bire oldu…”

Bütün bu işler olup bittikten sonra Ahmet Gülümser yanıma geldi. Plaj şemsiyesi olayını izlediğini, canımı sıkmamam gerektiğini yine hep o bildik gülümseme içinde anlattı. Sözlerini şöyle bitirdi; “ Buralarda akşam vakitleri rüzgâr sert eser. O yüzden plaj şemsiyelerini toplarız. Ama seni kırmamak için verdim, bir şey diyemedim…”

Çınarlı günleri sona erdikten sonra sık sık Tekirdağ caddelerinde, sokaklarında karşılaştık. Her seferinde “ Yazılarını takip ediyorum” derken de gülümsüyordu; dünyanın hoşluğu, barışı, sonsuzun bile sonlu oluşu için. Ahmet GÜLÜMSER, her daim bir ada, bir insan, bir değer; yaşadığım soluk aldığım zamanlar için…

Demek ki böyle bir şey öykülerin dostluğu… Dilden dile, kültürden kültüre dönüşmek…”Hoşça bak zatına-ruhuna; Ahmet GÜLÜMSER”

 

Marka Flower Çiçekçi