Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Ertuğrul Mahallesi, birkaç yıl önce gurbete yolladığı 81 yaşında olan küçük çocuğu-şairine kavuşma bayramı yaşadı. Atölye kapısı usulca iki kez vuruldu. Cam kapıya baktığımda içeriye giren, daha kapıyı açar açmaz;
—Misafir kabul ediyor musun? Diyen Aytaç OY ile karşı karşıya geldim. Birkaç yıl öncesinin çok daha iyi haliyle ve her zamanki çocuk yüzü, oyuncu sesiyle girdi içeriye. İki yıl önce ölmek üzereyken arkadaşı-dostu Sıtkı Bey tarafından adeta kurtarılan, muhteşem bir dostluk örneği sergilenmesi sayesinde Aytaç OY, bakıma en muhtaç olduğu zamanda Çerkezköy Bakımevi’ne kaldırılmıştı.
-Tekirdağ’ı, Süyleymanpaşa’yı çok özlüyorum, dediği yere bir günlüğüne izin alarak dönmüştü.İçeriye girmiş olduğu gibi usulca,doğup büyüdüğü şehrinin sokaklarından yürümüş,atölyenin olduğu pasaja gelmişti.İlk durağıydık; Berber Hamit ile ben…
Zihni pırıl pırıl, ama şehirden ayrılığını, bu dönüşümü bir dışlanma, zorla bir göç gibi algılamadan da yapamıyor…
Zamanımın az olduğunu, Aytaç Oy gitmeden birkaç demli söze tanıklık etmek istediğimden ötürü, her zaman yaptığımı yaptım. Birkaç fotoğraf ve çok kısa bir video çektim. Şunu biliyor ve savunuyorum; sanatçı ruhlu insanlardan geriye kalacak her sözcük, düşünce, öğreti veya aşırılık, gelecek kuşaklar için öncü bir rehber gibi şehir kültürüne canlılık katacaktır.
Video çekerken şu soruyu sordum;
—Aytaç Ağabey, bize, sevenlerine ne söylemek istersin?
—Kendilerine, henüz yaşlanmadan, yaşlılık zamanları için çok iyi baksınlar. Nitelikli bir yaşlanma, yaşam, kendimize iyi bakmakla mümkün!
Bu küçük yorumu, içindeki gizli hazineyi öğrendikten, kayda geçtikten sonra, bakımevi sayesinde iyi duruma geldiğini hatırlattım ona. Baştan itiraz etse de, söylediklerimi, artık kendi başına kalamayacağını, kendine yetemeyeceğini konuştuktan sonra başını olumlu bir şekilde salladı.
Onun mutlu olacağı sözler ise şöyle döküldü etrafa;
—Aytaç Ağabey, edebi, sanatsal zenginliğin olmasaydı, bunca zorluğu böyle yoğurur, böyle atlatamazdın. Gördün mü diğer insanlardan farkını?
Gülümsedi; dillere destan o gülümseme; sanırsınız ki bir tiyatro sahnesi ve kazanılan en erdemli bir ödül anındaki duygu anı; şölensi, sessizliğin alkışları, evrenin dostluğu kokuyordu küçük atölye odası…
Bugün senin söyleyeceğin, önereceğin bir şarkıyı dinleyeceğim. Ne önerirsin bana? Dediğimde hiç düşünmeden;
—Halil Soyuer’in söz yazarlığını yaptığı, Murat Kadir Gök’ün bestelediği Hüzzam Makamındaki Sevgi Çiçekleri, dedi.
“Sevgi çiçekleri açtı bu mevsim
Sevgi nedir diye sorduğun yerde
Yolduğun yapraklar şahidim oldu
Bilmeden kalbimi kırdığın yerde”
Bilgisayarımın arama motoruna başvurdum. Aslı PAKALINLAR Sevgi Çiçekleri Açtı Bu Mevsim diyordu Hüzzam Makamı demlenişi, şairlerin, yazarların geride bıraktıkları eserlerin melankolik bir gizem taşıyan, aktaran ve anlatan tınılar yayıldı içeriye; benden de öteye, sığda sandığım derinliklere, belki de ruhsal katmanların kalbine aktı; insanı insan yapan Türk Sanat Müziği seslenişi…
Balıkesir Havranlı Halil Soyuer’e, Tekirdağ Süleymanpaşalı Aytaç Oy’a, sese, soluğa, besteye, güfteye, saza dokunan ellere teşekkürlerimle…
“Hayatın sonuna daha varmadık
Mutluluk diyorlar henüz ermedik”