DEDİCİKLİ BÜLENT YORULMAZ

Yayınlama: 11.06.2021 10:29
A+
A-

Dedecik nire? Sorusu karşısında şunu söyleyebilirim; Kaptan Yarbay Ali’den, Hasan Âli Yücel ve Can Yücel’den Osman Bulut’a, Salim Yorulmaz’a kadar uzanan bir yere uzanıyor derim. Kaptan Yarbay Âli kimdir derseniz; şehrimizin Ertuğrul Mahallesi’ne isim veren, bu şehrin topraklarından çıkmış önemli şahsiyetlerden ve Japon denizinde 1890’yılında şehit olan askerlerimizden birisidir. Aynı zamanda anne tarafından Hasan Âli Yücel’in dedesi, oğlu Can Yücel’inde büyük dedesidir.

 

Dedecik küçük bir yer gibi görünse de büyük insanları-değerleri yeşertmek ve yetiştirmekle öne çıkıyor. Bazı insanların büyüklüğü unvanlarında değil, yaşama kattıkları değerlerde, yankılanan değişim süreçleri ve dönüşümlerinde gizlidir.

 

Dedecik, Osman Bulut gibi bir zanaatkârı, sanata giden terzilik mesleğiyle öne çıkartıp ünlülerin ününe katkı sağlama fırsatını çok değerli bir ONUR ve şana taşıyor. Tekirdağ insanı ve marifeti; fırsat olduğu, kapalı kapıları araladığında hiçbir engel tanımayacağını gösteren başarıları tarihe ve güne, insanlık abidesi gibi kazır. Mayaları, Tekirdağ’dan-bu topraklardan alınmış insanlardır; Kaptan Yarbay Âli, Hasan Âli Yücel, Can Yücel, Osman Bulut ve Bülent Yorulmaz…

 

Bülent Yorulmaz Tekirdağ’ın merkezinde yaşayan, henüz ününe ün katmamış insan olmasına rağmen onu yakından tanıyan biri olarak, ondaki değişimi görüp de yazıya dökmemenin sancısını uzun zamandır yaşıyorum.

 

Dedecik denen yerin marifetli insanlarının zeki ve yürekli karakterlerinde nelerin saklandığını açığa taşıyan, bir kâşife yeni bir yer bulma heyecanı gibi çığlık attıran kişilerin önünde gelir Dedecikli Bülent Yorulmaz…

 

Onu tanıdığımda babasının arkasında gizlenen mahcup bir genç adamdı. Marifeti ellerinde elektrik eğitimi saklıydı. Sonradan esnaflığın ilk yıları, birçok filozofun, yazarın yaptığı gibi seçeneklere el atması yüzünden ayrı bir yöne savruldu.

 

Dedecikli Bülent Yorulmaz, her şey çok iyi giderken, yolun başında denemek istedi; Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi-Teorisi denen o büyük insan yolculuğunun deneyimlerini. Resmen ayrı bir yöne evrilip kendi haylazlığını, serseriliği yaşayıp oradan da alnının akıyla sıyrılmak, deneyim kazanmak istedi.

 

Süreç epey sancılı oldu. Kız sevdi, kadınlar tanıdı. Alkolün bir kültür olacağından öte onun tuzağına düştü. Aklını yitirmek yerine, insanın geçeceği süreçlerin en kritik aşamasında, dibe vurmuş bir insan manzarası yaşanırken, Salim Yorulmaz (baba) girdi devreye.

 

Bu süreç bana, Mısır Rahipleri’nin antik zamanlardaki rahip olacak insanları seçerken yaşattıkları acımasız sınavları hatırlatıyor. En zor olan testlerden geçen ve en iyilerinin kazandığı sınavlardan, başarıyla çıkanlar bilirdi binlerce yıllık sırların neler olduğunu.

 

Dedecikli Bülent Yorulmaz da böyle bir sınavdan geçti. Türk doktorlarının sabrını, insana neler katacaklarını; “iyileşmek istediği, kozadan bir başka hale geçme vakti geldiğinde; “ ben hazırım!” dedi.

 

Dönüşüm başladı: Tenis sporunu, amatörce tiyatro sahnesini, yaşam sahnesiyle birleştirdi. Tekirdağ Tenis Kortları en renkli oyuncusuna yetmezmiş gibi bir dönem tenis hakemliğine bile tırmandı. Ganos (Işıklar)Dağları ve Istranca (Yıldız)Dağları kamp alanlarında bir başka dönüşüm yaşadı. Ağaçları,   bitkileri, çiçekleri derken; kokulara olan yolculuğu; kolonyaların her markasını tanıma merakî; ayrı bir hünere dönüştü.

 

Dedecikli Bülent Yorulmaz, sahneyi tıpkı Şekpsir’in gördüğü gibi gördü; büyük, çok büyük bir sahne… Öyleyse, bu sahneye binenler, inenler olmalı. Yaşamı tarif eden bu sahnenin oyununu oynamaya başladı; insana prangalar vuran toplumsal korkuları, tehditleri kendince yok sayıp, denenmeyen olanı deneme, bilim insanı gibi tespitler, fikirler, değişimler aramaya başladı.

 

Viran bir bahçe, bir avuç yer; onlarca çiçek ve ağaçla buluşturdu. Resim, fotoğraf bilmezken, resmi, fotoğrafı çözüp, onların duvara asılı arka fon olmaktan öte öykülerinin ruhlarını da görüp iletişime geçti…

 

Köy Enstitüleri kurulmasında geliştirilmesinde önemli bir isim, bir başka Dedecikli Hasan Âli Yücel şu felsefeye sahipti;

 

“ Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş aşaması, insan varlığının en somut-gerçekçi şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar.”

 

Dedecik insanı, böyle doğar; genlerinde taşıdığı hümanizma ve sonra yaşama ait tercihlerin dönüşümü; zanaat ve sanatın yürekli bir şekilde yoğrulup yeryüzü cennetine dâhil olmasıyla doğar; Can Yücel, Osman Bulut ve Bülent Yorulmaz gibi kişiler…

 

O zaman sön sözü, Dedecikli Can Yücel’e bırakmanın tam zamanıdır;

 

“ Yerin seni çektiği kadar ağırsın,

Kanatların çırpındığı kadar hafif…

Kalbin attığı kadar canlısın,

Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç…

Sevdiklerin kadar iyisin,

Nefret ettiklerin kadar kötü…”

Marka Flower Çiçekçi