DOKTOR CEMAL ÖZKAN ve ŞARKÖYLÜ AHMET

Yayınlama: 17.04.2025
A+
A-

Tekirdağ’ın üzümü, bağı, bostanı, zeytini, denizi, dalyanları, kirazı deyince akla gelen kasaba; ŞARKÖY…

Kentleri, kasabaları ve daha küçük yerleşim alanlarını gezmeye, görmeye meraklıysanız, onların dilinden, yüreğinden anlama cesareti ve beceriniz varsa; bu diyar, görkemli ve derinliği uçsuz bucaksız olan yerlerimizin en başında geliyor…

Şarköy’e gönlünü vermiş, tıpkı Tekirdağ merkezde Nevres OKTAR gibi, yaşadığı yeri, halkını, komşusunu seven, her şeyin para değil, mesleğe adanmışlık bir ant içme sevdası olduğunu ispatlayan bir doktordan söz edeceğim.

 

Bu doktor kim derseniz Şarköylü Tabip Cemal ÖZKAN diyerek önünde eğildiğimi bilmenizi isterim. Ne zaman gönüllü ve yaşadığı yere, ülkesine, insanlığa adanmış birini görsem, duysam kanımın akışı başka, yeryüzündeki ağırlığımın ise ağırlıksız bir halde olduğunu haykırmak isterim…

 

Şarköy’de Hükümet tabibi olarak 22 yıl doktorluk görevini yapmış. Şarköylü insanların gönlüne girmekle birlikte bir bütün olmuş bir yürek… Şarköylü insanların göğüslerini gere gere övünecekleri bir isim; Doktor Cemal ÖZKAN, şimdi kendi ismini verildiği caddenin meydanında, Şarköy halkının seslendirdiği gibi;

 

“ Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra ikinci heykeli yapılan insan… O bizim gönlümüzü kazandı…” Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra heykeli dikildiği gibi şehrin en önemli ikinci caddesine de ismi veriliyor…

Elinde tabip çantası, takım elbisesi ve kravatı, başında fötr şapkasıyla, sadece beton kaidesine oturmuş bir heykel değil. Ve doktorun yanında sımsıcak kanlı köpeği… Aynı zamanda, bir milletin kalbine girmenin uzun yolculuk hikâyesi yanında, doktorluk mesleğinin yüceliğini, sanata, sosyolojiye, kültüre dönüşmüş halini de izleyip, telefonum ile kendi hafızama kaydettim…

Oradan denizin kenarına, denize yol olmuş limana ve Şarköy Su Ürünleri Lokali’ne geçtik. Mekânı işleten Şarköylü Ahmet ile tanıştık. Yüzündeki tebessümün yanında kocaman samimiyet ile başlayan tanışma dakikalar sonra başka evreye geçti.

 

Ahmet her üreten insan gibi vermeyi, ısmarlamayı seviyor. Çayların biri gidiyor, diğeri geliyorken konuşmamızın demi de arttı. Bir ara tıpkı Tekirdağ Yeniköylü Çoban Ali’nin fikri:

—Ben Tekirdağ’a taşınacağım. Yakıda koyun ve keçileri satacağım. Diyen Ali gibi Şarköylü Ahmet de aynı felsefe içinde:

—Tekirdağ’da ev almak istiyorum.

—Şarköy, İstanbul’dan göç alırken, sen niçin böyle güzel bir cennet olan yeri bırakıyorsun Ahmet? Dediğimde:

—Çocuklarımın daha iyi eğitim alması için! Buradaki hastanede yeterli doktor yok. Daha iyi sağlık hizmeti almak için…

Dünya kasabalarıyla yarışa girse ipi en önde göğüsleyecek olan ŞARKÖY, gençleri tarafından gidilecek, bir yerde başka büyük illere göç edilecek olarak, kadersel bir tercihten çok, eğitime, sağlığa önem veren bir neslin hüzünlü tercihi olarak öne çıkıyor…

Ahmet ile uzun uzun konuşamadık. Bir taraftan da ona “Çay” diye seslenen her masaya kusursuz hizmetine devam ediyordu. Bir taraftan da vermiş olduğu kararın, Şarköy’den Tekirdağ’a taşınma yolculuğunu aceleye getirmeyeceğini, ilerleyen yıllarda gerçekleştireceğini anlatıyor, onu anlamamızı istiyor gibi bakıyordu.

Şehirlere çok hızlı göç eden insanlar arasında çok sağlam, çok kapsamlı bir araştırma yapılsa sadece şu soru sorulsa; “ Burada çok daha mı mutlusunuz?” ortaya çıkacak yalnızlık sıkıntısına hapsolmuş insanların, kendi kendilerini daha özgürleştirmek gibi görünen hamlelerinin, daha büyük esarete dönüştüğünü görüp şaşır mıyız acaba?

 

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi