Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Diş Dr.Ömer Meriçboyu’nun ölümünden sonra uzun süre diş doktoru sorunu yaşamış, bir yerde oradan oraya savrulmuştuk. Ömer ağabey tüm ailenin diş doktoruydu. Titiz ve sağlam yapardı işini…
Ömer ağabey’den epey sonra tanıştık Dr.Emine Karaevli Ömeroğlu ile. O da Ömer Meriçboyu gibi ailemizin diş doktoru oldu. Belki de beş yıl böyle devam etti… Ona baktığımda her daim bir yüz görürdüm; yorgun ve hüzünlü…
“Emine Karevli hastalığı sebebiyle işyerini-kliniğini kapatmış!” dediklerinde içimde bir kasılma, yüreğimde bir daralma hissettim. Cemal Süreyya’nın ölümün ardından söylediği şiiri geldi henüz ölmemiş, uygarlığın sorunu olan hastalığın pençesine düşmüş haberinin sonunda…
O işini çok iyi yapan, halk diliyle bir iş kolikti. Yetmeyen zamanların, hiçbir imparatorluğun başa çıkamadığı ölümün pençesine üç dört yıl önce düşmüş; direnmiş, geri çekilmiş ama hastalığı yenememiş…
Sosyal dünyaya yansıyan fotoğraflarına baktım. Ailesiyle; işi, kızı ve oğlu ile çekilmiş olduğu fotoğrafların en yenisi bir yıl önceye aittiler. Demek ki bir yıldır, sosyal medyaya ayıracak vakti yoktu; kendi acılarıyla yüzleşir, çalışmadan başka bir şey bilmeyen insanın, yaşama olan yazgısının sonuna geldiği zamanlarda…
Ölüm haberini duyduğumda da tıpkı hastalığını duyduğum gibi oldum; bir şeyler ezildi, derinlerin derinliğinde… Hasta doktor ilişkisinin resmiyetinden dışarı çıkamadığımız bir tanışıklık nasıl bu kadar derin bir saygı, görünmez bir sevgi bırakmıştı yüreğime? Bilmek ve anlatmak oldukça zor iş…
Acı ve hüzün içinde ses veren bir kemanın, arka fonunda kalan piyona ve viyolanın seslerine sığınır gibi sığındım; bu ölüm haberinin vücudumu ele geçiriş töreninde…
Haklıydı şair; Cemal Süreyya;
“ Her ölüm, erken ölümdü…”
Süleymanpaşa Belediyesi’nin ölüm haberlerinde geçiyordu Diş Dr.Emine Kareevli Ömeroğlu’nun haberi;
“ Kayı Mahallesi sakinlerinden, Ziraat Mühendisti Mehmet Ömeroğlu’nun eşi, merhum Mustafa Karaevli’nin kızı, Gözde ve Mert Ömeroğlu’nun anneleri, Seheyla Pekirge ve Hüseyin Karaevli’nin kardeşleri Diş Hekimi Emine Karaevli Ömeroğlu vefat etmiştir.”
Buraya kadar… Her canlının yaşam hakkı öyle veya böyle fazlasıyla kısacık… En uzun süre hayat yaşayanlar bile evrenin sırlara açık olan kapısı önünde, sonsuzun dehşet verici derinliği karşısında bir kırıntı kadar kalıyor…
Hastalık onu yakalamasaydı muhtemelen şu an, diş hekimi olarak muayenehane görevi başında olacaktı. Hastalarını her daim mahcup bir titizlik içinde karşılayan, işini çok iyi yapan, belki de kendini işiyle avutup, kendini unutan milyonlarca insandan birisiydi Emine Karaevli…
Meşhurdur ölümün yakınlarında olanların kendi kendileriyle konuşmaları. Ölüm ile yaşam arasındaki çizgiye bir sürü laf ilave ederler. Son bakışı, son sözcükleri eğip büker, sözcükleri canlandırıp tıka basa duygu yüklerler…
Çaresizliğin, son bir veda; yetişememenin, yeterli olmamanın kışkırtıcı zamanı, kayıpsız kapansın ister herkes… Yaşarken uzatılmayan eller, paylaşılmayan anlar-hatıralar, en kıt ve en soğuk olanlarla karşılanıp o derin, on sonsuz açık bir parça kapatılmak istenir…
Emine Karaevli’nin ardından, onun işyerinin olduğu sokaktan her geçişimde, tam olarak eğlenememiş, erken yaşlarda yaşamın yüklerinin tamamı kendine aitmiş gibi gören, çalışkan, titiz bir hekimin anılarını hatırlayacağım; eksiksiz, pürüzsüz ve her daim ona olan saygının; edebi, sosyolojik, psikolojik ve vicdani erdemleri içinde…
Güle güle; hoşça kal Emine KARAEVLİ, ÖMEROĞLU…
“ Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…”