EKMEK SATICI KADININ GÜLÜMSEMESİ

Yayınlama: 27.05.2019 10:22
A+
A-

Salı günü kurulan yiyecek pazarı sıklıkla uğradığım yerlerdendir. Perşembe pazarı kadar canlı ve satıcı yoğunluğu olmasa da, aradığım birçok ürünü bulabiliyorum.

 

Pazarın başlangıcında kurulan tezgâhlarda köy ürünleri satılır. Ayak alışkanlığımın eksik oluşundan dolayı bu tezgâhlara canı gönülden uğramazdım. Bu sefer, daha durağan, seçici ve yavaş ilerlerken, uğramadığım köy ürünleri tezgâhına yaklaşan, alış veriş yapan insanları izledim. Kimi ekmeği fiyatını hiç sormadan alıyor, kimi almış olduğu tereyağları tartması için yüzünde üretici ışığı olan kadına veriyordu.

 

Bu tür manzaraları çok emin olduğun, sürekli gidilen; satıcı ile alcının birbirini tanıyıp güvendiği yerlerde görebilirsiniz. Çoktan beri görmemiş olmanın büyük özlemi içinde manzara izler gibi alışveriş yapan insanları izledim.

 

Meğer saygıya, sevgiye ne kadar aç kalmışsak, doğru satıcıya, iyi kaliteli ürüne de o kadar susuz kalmışız… Tezgâha yaklaşan insanların çekim kuvveti beni de çekti. Nerenin ürünleri bunlar, diye sorduğumda, gülen yüzüyle cevap verdi satıcı kadın; “ Ahievren Köyü”

 

Kimi, ekmekten, kimi yumurtalardan, bazıları da almış olduğu tereyağını, canı gönülden alıyor. Ekmeğe baktım; birkaç çeşit. Tıpkı, annelerimizin, ninelerimizin, teyzelerimizin pişirdiği kırk yıl öncesinin ekmeği.

 

Biraz tereyağı, biraz kahvaltılık salça, bir ekmek ve biraz ekşimik aldım. Alışveriş yaparken, ilk kez içime kuşku duymadan alıp teşekkür ettim. Eve gelir gelmez kolları sıvadım. Almış olduğum biberleri yağda kızartıp ekşimikli biber yaptım.

 

Tadı mı? Ninelerimizin ekşimiği gibi; Hileden uzak! Salçayı, almış olduğum köy ekmeğine sürdüm. Tadı mı? Annemizin kırk yıl önce yaptığı gibi; hileden uzak tat… Tereyağını hiç söylemeyeceğim! Kendiniz gidip alın!

 

Kentleşiyoruz derken, tüketimin tuzağına düşürülen, kenar mahalle kültürü içinde bırakılan insanlarımızın; Hilesiz, sosyal, kültürel düşüncelere adanmış yöneticilere olan ihtiyacının, Ahievren Köyü Kadını, gibi hilesiz yönetimlerin, yöneticilerin muhtaçlığını düşünmeden edemiyor insan.

 

Politik hileler, verilen sözlerin unutulması ve seçildikten sonra; “Bizim elimizde sihirli değnek mi var!” Artık, insanımızın; hele,21 yüzyılın ikinci çeyreğine hazırlanan dünyanın ileri memleketleri yarışına yetişme vaktimiz; çalmadan, çarpmadan, kandırmadan yaşam; bütün insanlarımızın en doğal hakkı; anamızın sütü kadar doğal ve helal hakkı…

 

SOSYOLOJİK YALANLAR

 

Bu tür söylemlerin ilk çıkış zamanları doğru ve doğal olabilir. Nasıl ki sloganlara sarılmayı sevip, eninde sonunda yüzümüze güzümüze bulaştırıyorsak, bu tür sosyolojik çıkışları da işin içinden çıkılmaz hale getiriyoruz.

 

Biliyorum, merak ediyorsunuz; hangi söylemlerin? Veya hangi yalanların? Anlatayım; “Ben, kendim için bir şey istemiyorum! Her şey sizin için!” , “ Saçımı, senin, sizin için süpürge ettim!”

 

Ne kadar çok yalan! Ve sonunda kendimiz de inanıyoruz. Niçin? Bir canlı, kendi canını, yaşamını diğerleri için niçin yok eder? Sonucunda ne elde eder? Görünen şu ki; gençlerimizin büyük bölümünü; ASALAKLAR durumuna düşürecek kuru-kör sevgiler içinde; sadece vermeyi; özellikle parasal desteği, büyük bir fedakârlık olarak sunuyoruz.

 

Ya ilerleyen, uygar dünya? Parasal destek yerine ne veriyor? Eğitim, kendi kendine yetecek beceriler. Bavulunu nasıl yerleştireceğinden tutun da yatağını nasıl toplayacağına, bir yere seyahat edecek, bir şey alınacaksa, o malın, nesnenin karşılığını biriktirecek çalışma biçimlerine kadar her şeyi anlatıyor.

 

Yani! Bugün bütün hayvan; anne ve babaların yaptığını yapıyor; yavrusunu, yaşamın içine sürüyor. Önce öğreterek…

 

Hiçbir hayvan; anne baba; yavrusuna dönüp; senin için saçımı süpürge ettim, ben senin için yaşıyorum, demiyor. Bir anne kediyi bütün mevsim boyunca izledim. Yavrularını doğurup büyütme zamanına tanıklık ettim. Diğer yavrularda olmayan davranış özellikleri şaşırttı beni. Kedinin iki yavrusu da çok özenle büyümüş, güvenle yaşadıkları küçük damın üzerinden on metre öte gitmek istemiyorlardı. Anne, çok uğraştı. Kendi kendilerine yetecek duruma geldiklerinde onların bağırışlarına kulak asmadı; kedi anne. Annenin telaşı başka bebeklerin hazırlığı içindi.

 

İş Bankasının arkasında ki parkta; bir adam, dört beş gence sesleniyor; “ Kendim için bir şey istemedim!” Gençler, bu seslenişi anlamlı ve doğru bulmamışlar ki; hiçbirinin yüzünde aydınlanma ve rahatlama yok.

 

Her tarafımız yalan! Hâlbuki işin doğrusu çok daha zararsız… İnsanın kendi için de bir şey istemesi kadar; kendini düşünmesi kadar doğal ve anlamlı bir şey olabilir mi? Sağlıklı bir anne, baba, nine, dede veya insanın; çevresine katacağı sağlığı, neşeyi, güzelliği bir düşünün?

Marka Flower Çiçekçi