Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İnsan ve insanlık yakınında olana bakmaktan çok daima çok ötelere yazgılıdır. Uzayın derinlerine uydular gönderen, yıldızları, galaksileri, sonsuzu merakla gözleyen astronomi bilimi, bir taraftan denizlerin altını bile inceleyememiş insanın-insanlığın öyküsü…
Komşu ilimiz Çanakkele’nin Avrupa yakasında bulunan Gelibolu’na tam da bu felsefe, düşünce içinde gittik. Tanımalı ilk önce yakın çevreni, tanımadan Paris’in Eyfel Kulesi, İtalya’nın Pisa Kulesi’ni tanımadan önce, sevmeli kendi çevreni, düşünceleri içinde Gelibolu’na girerken gördüm; elektrik teline tünemiş saksağan ailesini.
Anne ve iki yavrusu, hafif yel, Gelibolu esintisi içerisinde gözlüyorlardı denizi ve ötesini. Sanki biliyorlarmış gibi savaş meydanlarının sessiz çığlıklarını, tedbirli bir huzurun sonsuz kudret hissiyatı içerisinde gün ve güneşin aydınlığı içindeydiler.
Durduk onların tünedikleri elektrik tellerinin yakınında. Araçlar geçiyordu seyrek, boğazın suları akıyordu kıpırtısız şekilde. Az önce geldiğimiz yollar ıssızlığa bürümüştü. Yaşamın pahalılığı, yanlış politikaların tercihleri karşısında yeni yapılan Çanakkale köprüsü de, şehirlerarası yolların tenhalığı içerisinde; yapayalnızlardı…
Anne saksağan, yavrularını gözlemekten çok öte, tüm yönlere bakmak için sıklıkla telin üzerindeki konumunu değiştiriyordu. Yavru saksağanlar ise henüz hiçbir şeyden haberdar değiller, öylesine tüylerini temizliyorlardı.
Babaları biraz ötedeki çınar ağacının en üst dalında, yuvalarının yakınındaydı. Boşalmıştı telaşla yiyecek taşıyan yuvaları. Tıpkı,25–30 km ötedeki antik Truva şehri gibi; ıpıssızdı daha birkaç gün dopdolu olan yuvaları…
Kuşlara bakıp da gıpta etmemek mümkün mü? Tartışmasız şekilde bildik bütün koşullardan sıyrılmışlar, yaşama; doğmuşluğun ve evrimin eşsizliği hatırına dokunuyorlar. Güneşi sevdikleri kadar rüzgârı da biliyor seviyor, huzura tutundukları kadar, olacak olanları hesaplayın sağlam ağaçlara, çok sağlam yuvalar yapıp, aile olmanın kadim içeceğini yudum yudum içiyorlar.
Bir ara anne saksağan yavrularının dikkatini çekmek için bildik çığlıklarıyla günün dersine başladı. Belli ki yakınlarında dolanan kargalara dikkat çekiyordu. Kargaların fırsatçılığı, tehlikeli komşulukları hakkında uzunca bir öykü anlattı küçük çocuklarına. Kargalara dikkat çektiği gibi az ötede limanda korsanlık yapan martıları da anlattı.
Yaşamın kısalığı kadar güzelliğinin de önemini, içinde bulundukları yaz mevsiminden sonra sonbahar kadar bir sonraki mevsimin kış ve ilkbaharın da muhteşem seçeneklere sahip olduğundan söz etti anne saksağan.
Yavruları önemsemişti annelerinin anlattığı konuları. Tat alacaklarsa yaşamdan, kısa ve basit tedbirleri de almaları gerekliydi. Sadece uçmak değildi özgürlük. İstikrarlı, kararlı yaşamın altın kuralı; doğaya saygı duyup, onun değişimine ayak uydurmaktı. Öyle söylemişti anneleri;
“ Doğada en güçlüler değil, doğaya en iyi uyum sağlayanlar ayakta kalıp, nesillerini devam ettiriyorlardı.” Onlar da öyle yapacaktı; Gelibolu’nun rüzgârlı gün ve gecelerinde, Avrupa kıyıcığında, Asya kıyısında bulunan bütün öykülerin geri kalan uğultulu seslerini, masallarını, mitolojik öykülerini selamlayarak, çınar ve çam ağaçlarının etrafa yayılan kokuları eşliğinde, Gelibolu’nun çoktan susmuş silah,top,uçak seslerinin, barut kokuları, yürekli insanların hemen yakınında yepyeni yaşama atılmak üzereydiler.
Hep buralarda olacaklardı. Göç etmeyeceklerdi doğa onlara kucak açtığı sürece. İstedikleri zaman anne babalarını ziyaret edeceklerdi etmesine ama olmayacaklardı onlara yük, insan yavrularının yaptığı, insan anne ve babaların hatalarına düşüp, birbirlerin yaşamlarına eziyete dönüşen yapay sevgiler ekmeyecekler, engelli tohumları büyütmeyeceklerdi…
Gelibolulu saksağan ailesi gibi iç huzuru içime çekerek ilerledim halkın gün ve güneşin ağır ışınlarından korunduğu çay bahçesine vardık. Yumuşak huylu insanlar masalara oturmuşlar, saksağan ailesi gibi huzuru, yorgun sessizliklerde arıyor, bekliyorlar ve dinginliğin tarlasında eşeleniyorlardı.
Bir çay, bir çay daha içerek, çok uzakları düşlerken, yakındaki komşu il ve ilçeleri, köyleri bilme arzusu içerisinde uçtuk; elektrik telinden uçmuş saksağanlar gibi yaşamın diğer boyutlarına…