Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Kumbağ Yolu daha yeni yapıldı. Hatta ara sokaklarda ki çalışmalar da devam ediyor. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesinin yol, altyapı çalışmalarını duymaya, görmeyen kalmadı. Bir şey var ki; halen çözüm arıyor!
Cadde ve sokaklarda bir türlü yol ile aynı ölçüleri olmayan rögar kapakları, çirkinlikten öte tehlike yaratmaya devam ediyor.
Yolları kontrol eden mühendisler, teslim alan görevliler tam olarak ne iş yapıyor? Acaba Kadir Başkan, bu kadar gezmenin verdiği yorgunluk içinde Kumbağ yolundan, Kumbağ içinden geçerken bu rögar kapaklarını görmüyor mu?
Halkın; atalarımızın söylediği o söz halen çok geçerli; “ Denizi geçip, derede boğulmak” Büyükşehir sorumluluğu içinde ki alanların dışında; Süleymanpaşa Belediyesinin de sorumluluk alanı olan Aydoğdu Mahallesi rögar kapaklarında aynı sorunlar, yanlış, özürlü rögar kapakları var.
Bu konunun, küçüklüğü, göz ardı edilmemesi, insanımıza, halkımıza verilen önemin ne derece olduğu ile yakından ilgilidir. Çünkü insanlar iyi yapılan ile eksik yapılanı çok iyi değerlendiriyor. Hizmeti, ağızla değil; hizmetin gereği olan ; “hizmet anlayışı, inancı” içinde yapan, her daim kazanıyor.
FEN İŞLERİ HER YERDE; Bir taraftan da Tekirdağ Büyükşehir Belediyesine bağlı Fen İşleri her yerde; hizmetleriyle karşımıza çıkıyor. En son Akçeşme’den tanıdığım, kısa zamanda iyi arkadaşlık kurduğum Ahmet Ağa’nın cenazesi için Yurtbekler yerleşim yerine gittiğimizde ayrı bir tanıklık yaşadık. En küçük yerleşim yerlerinde; köy, mahalle; her yerde Fen İşlerinin hizmetleri var.
Yolların bakımı göz alıcıydı. Köyler, mahalleler boşalmış, boşalıyorken; yolların, meraların bakımı, korunup kollanması, hiç olmazsa kalanları bir parça ikna etmek, hizmetin her yerde olabileceğini anlatmak, göstermek adına ayrı bir anlam taşıyor.
Hiçbir program yapılmadan boşalan, terk edilmeye özendirilen köylerin yokluğu, tarımın, tarım ürünlerinin ne kadar kıymetli olduğunu, buralarda ki doğal yaşamın eşsiz, benzersizliği ve kıt oluşunu da anlatıyor.
Yurtbekler, Ahmet Ağa’nın yaşadığı, doğduğu yerdi. Bir ayağı orada, bir ayağı Akçeşme Süleymanpaşa’da. Ona sıklıkla takılırdım;” Ahmet Ağa” diye! O da; “ Ağalığım eskiden idi oğlum!” , “ Sen bizim için halen ağasın!” bu söz onu ikna eder, hafif çocuk mahcubiyetiyle gülümserdi.

Yurtbekler, suyun, yeşilin, meraların, büyük tarlaların olduğu bir yer. Orada büyük depolar da var. Halen, tarımla uğraşan, geçimlerini topraktan sağlayan insanlar. Belki de son kuşak; Son Yurtbeklerli onlar…
Şehir, kenti göçlerinin sosyal, sosyolojik sebepleri; bir değil, birçok sebepten ötürü… Üniversiteler, siyasetçiler ayağı tam olarak sahneye çıkmadı. Çıkamadı…
Bülent Ecevit, yıllar yıllar öncesinden görmüştü bu göç tehlikesini; “Köy Kentler” projesiyle, kentlerin imkânları, köylere taşımaktı amacı. Ne gücü, ne ona verilen destek yetti.
Avare bir göç, bilinçsiz yerleşimler yüzünden, kentleri öyle bir yere çevirdik ki; köyleri aratacak cinsten, beton ormanlar, kuytuluklar oluşturduk.
Daha çok hiç çekeceğiz; köy yumurtasına, köy sütüne, köy etine, komşuluklarına… Ahmet Ağa’yı Yurtbekler mezarlığına teslim ettik. Büyük çamların şarkıları bülbüllerin neşeli atışmalarıyla buluştuğu, yamaca, bol yeşillikli alanlara bıraktık onu.
Koca yerleşim yerinde bir tek hayvan sürüsü gördüm. O da, beş on büyükbaş hayvandan oluşan; oldukça huzurlu ineklerin memelerinde ki süt bezleri taşmak üzereydi; çünkü suyun toprakla buluştuğu derenin kıyısında ki çimenler tam bir besindi inekler için.
Ahmet Ağa orada kaldı. Kazım, Erdal ve Raif Ağabey; Ahmet Ağanın oyun arkadaşları olarak ona “hoşça kal “ dedik; unu unutmayacak olan samimiyet içinde…
Ahmet Kahraman; namıyla anılacak bir insan; Ahmet Ağa; bütün hesabı kitabı burada bırakarak ayrıldı; sonsuzluk diyarına…