GEÇMİŞİ ÖZLÜYORUM

Yayınlama: 18.11.2022 15:25
A+
A-

Eski günlerde (Gençlik ) olduğu gibi Ertuğrul Mahallesi’nden çıkıp Çiftlikönü Mahallesi içlerine doğru süzüldüm. Eskiyi hatırlatan Şehir Mezarlığı ve Çiçek Park haricinde her şey değişti. Cumbalı, oyma ahşap kapılı ve en önemlisi pencerelerinde karanfilleri, fesleğenleri olan komşu gülüşleri olan evler yok artık…

Kim bilir kaç yüz bin ev, gözümüzün içine bakarak, yalvararak, gözyaşı akıtarak soldu, söküldü ve yok edildiler. Bu şehir öyle bir yer ki, kadim geçmişine, mimarisine, öykülerine sahip çıkmama gibi yanlışı yüzünden aradığı o öz huzura bir türlü kavuşamadı ve kavuşamayacak gibi…

Azcık durumunu kurtaranlar kendi kafalarını kendi yalnızlıklarına ve gölgelerle olan kavgalı huzurlarına gömülüyorlar. Ekonomik, sosyal sorunu olanlar da eşe-dosta görünmemek, o görünme utancını, bir şeyler ikram edememe sefaletini yaşamamak için kaçıyorlar, en kuytu yerlere…

Hiç ses, sezgiler denen bir şey vardır. Çok daha ileri giderse, başka bir yeteneğe de dönüşmesi mümkündür. Avustralya Aborjin kültüründeki telepatik anlaşma, haberleşme; sevme, benimseme, içselleştirme ve her şeyden öte doğallığın en doğal haliyle yaşamaktan ibaret olduğuna inanlardanım.

Sanki o iç sesin daha ileri vaziyetini hissetmişim gibi sıklıkla gittiğim yere, Çiftlikönü Çiçek Parkı sohbetlerinin olduğu yere gittim. Bir çay bir su seslenişinden sonrasını zamana bıraktım. Üçer kişinin oturduğu masaların ortasındaki boş masaya oturdum. Kimi, sahile, çamlara dönüp onların kadim sessizliğini, kimisi, yer değiştirip parka, otoparka gelen geçenlerin hal ve hareketlerinde, onlarla birlikte yürüdüm.

Masalarda konuşulan konulardan birisi sağlıktı. Sağlıktan söz eden insanlara baktığımda, yüzlerindeki dermansızlığı, bedenlerine de yansımış halde bulunca şaşırmadım. Özde, bir sürü iyi insan ve insancık; kargaşaların engin bataklıklarında çoğu zamansız kaybetmiş sağlığını…

Her zamanki dönüş yolumdan değil de, Arapgirli Halıcı Hasan Amca’nın sağlığında sıklıkla gittiğim caddeden gitme isteğime gönülden boyun eğdim. Yeni, eski dükkânlara baka baka, mahallenin iyice koynuna sokuldum.

İşini seven bir esnafta karnımı doyurdum. Onun tavsiye ettiği fırından ekmek aldım. Çiftilkönü Caddesi ve camini geçerken, Arapgirli Hasan Amca’nın eskiden halıcılık yaptığı dükkânın önünden geçip giderken, sonbahar rüzgârı etrafı süpürür, anılarımızı da süpürmek isterken birisi seslendi; gülerek;

—Abi merhaba. Seni görünce aklıma rahmetli Hasan Amca geldi. İnanılacak gibi değil, sanki ölmüş bir insanın çağrısına uyarak, Hasan Amca sağ iken sadece selamlaştığım, çoktan beri görüşmediğim bir insanın en duygulu anına tanıklık etmek için gitmişim…

Gönülden söylemek istediği çay ve etmek istediği sohbet için bana gösterdiği yere oturdum. Neredeyse doğduğundan beri esnaflık yapan kardeşimizin söylediği ilk söz;

Geçmişi özlüyorum! Yan tarafta Hasan Amca vardı. Hep gülümseyen, bir şeyler ikram edip bir şeyler söyleyen Hasan Amca. Karşı tarafta Bakkal, diğer tarafta terzi, derken saydı özlediği ölen bütün komşularını, tanıdıklarını. Ve ardından da ekledi;

Babam öldükten sonra eski komşularımın kıymetini daha çok anlıyorum. Arıyorum, özlüyorum onları…

Bol olan her şeyin kıymeti az olur. Bilenler bilir, üretirken insanımız karpuzu, kavunu, sütü, peyniri, ekmeği, yumurtayı, kuskusu, tarhanayı; boş çevrilmezdi kimseler. Kurt, kuş sebeplenmezdi sadece tok gözlü üreten insanların emeklerinden; neredeyse ihtiyacı olan herkes…

Bol olan üretimleri tüketmekle, yok etmekle kalmadık sadece. Komşuları da apartman yaşamına terk ettik. Birden, herkes apartman sahibi oldu. Üç zamanın en önemlisini, geçmişi yok sayıp, yok ettik. Şimdi denen muhteşem zamana, geçmişten süzülmezse anılar, bir garip oluyor, yarınlara taşınacak şimdi-nin heyecanları. Bir tarafı buruk, topal, sızılarla dolu bir şehir yaşamı güya…

Şehrimizin elli altmış yılına tanıklık eden TARSAL, SALÂT, ŞARAPHANE, ZÜBEYDE HANIM PARKI, hep böyle yok edildi. Güya daha iyisi, yenisi için…

Uygar dünya her şeyini arşivler, yaşatmak için ellerinden, gönüllerinden gelenleri bilimle, eğlenceyle yoğurup korurken, bizler her şeyi öldüre, yok ederek yaşamın içinde nefes almaya çalışıyoruz. Mümkün değil dostlarım; sadece varsayım, kandırmaca ve bencil, yalnız bir düşün kuru fesleğeni, karanfili gibi solup gideriz; gidiyoruz…

Marka Flower Çiçekçi