Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Nedir hayatını yaşamak? Kaç insan bu lafı bilinçle söyler? Kaç insan yüksek iradesiyle yön verir, ressam, mimar gibi ölçer biçer hayatını?
Keşanlı Ali Destanı’nın yazarı Haldun Taner’in öykülerinden birisidir: Hayatını Yaşamak…
Bizim insanımız ancak yaşlanınca, ağır hastalık geçirir veya hastane yataklarına düşünce MÜLAYİM özelliğine bürünür. Hayatının yaşanmayan zamanları ancak o zaman hatırlanır. Hatta kucaklamaya çalışır, genlerinde, hafızasında olan bilgi, görgüsüyle, geriye kalmış olan hayat parçacıklarını…
Sizi bilmem ama sıklıkla sosyal deneyler yapmaya başladım. Atölye işçiliği böyle bir şey! Düşünme, okuma, öğrenme zamanınız bolsa, açlık çekip, kendinizi törpüleme heyecanınız, garip, eksik yanınızla yüzleşme iradeniz varsa, çok işe yarıyor sosyal deneyler.
Aklıma sıklıkla gelen sorulardan, düşünce biçimlerinden biriside bunca insan telaşları nereye varacak? Menzili nedir ölümlü düşünceli ve düşünen canlıların?
Güçlü bir soru ve sorgulama okumuştum bir zaman önce. Kendi kendine soru soran bir şair, filozof, belki de yazar:
—Bu yol nereye gider? Sorgulamasından sonra cevabı yine kendisi veriyor:
—Eninde sonunda herkes başladığı yere geri döner…
İnsanın başlangıcını anlatacak değilim. Varlığımızı, dünyanın yaşını, evrenin uçsuz bucaksız oluşunu; bilen veya bilmek isteyen için tonlarca bilgi var. Sosyal deneyler dediğim, hiç beklenmedik zamanda sürekli zengin olmak isteyen insanlara sorduğum soru:
—Tut ki çok büyük miras kaldı size. Milyonlar milyarlar; hangi ölçü olursa olsun, ilk önce ne yaparsınız?
Bu sözcükleri duyan, samimiyetime inanan tanıdıklar ilk önce miras kalmış gibi mahcup bir hal içinde gülümsüyor. Acaba, Allah mı söyletiyor diye düşünüyor olabilirler. Olsun, deneyimize devam edelim.
Aldığım, duyduğum hiçbir cevap tatminkâr değil. Büyük çoğunluğun tek derdi, büyük evler, binalar, hiç bilmediği, anlamadığı fabrikalar satın almak. Yani, birden aristokrat bir yaşam hayali…
Hâlbuki insanlık, özellikle bizim milletimiz, yoksullukla baş etmesini, çareler üretmesini başarmıştır. Henüz delice göçler yokken şehirlere, kasabalara, kendi yağınla en onurlu, en zengin insan gibi durmak bilmeden üretmiştir. Ya birden gelen zenginlikle?
Hayatını yaşamak için çok ama çok büyük zenginlikler olması gerektiğine inananlar çoğunluktadır. Ama nasıl bir hayat? Delice gezmek, yemek ve içmek mi? Buraya düşeceğim not; “Altyapısı olan hayat-yaşam” demek isterim…
Haldun Taner’in Hayatını Yaşamak öyküsü, onun yakından tanıdığı Esat Mahmut Karakurt’tan da söz ediyor. Hiç evlenmemiş, bir dergide bir röportaj vermiş;
“ Yazacağımı yazdım! Şimdi okuyorum. Gezilere çıkıyorum. Dünyanın gelişmiş, gelişmemiş ülkelerini tek tek geziyorum.
Benim ömrümün üç günü üç yüz bin liraya değer! Bu yüzden ömrümün geri kalan günlerini kendime ayırdım.”
Ya sizler! Hayatınızı yaşamak adına neler yapıyorsunuz? Muhteşem fedakârlıklar, sitemler, beklentiler ve her an kuruyan, birden yok olan derecikler gibi kuru alkışlar, ödüller mi bekliyorsunuz? Yoksa evrenin şaşmaz matematik değerleri gibi matematik kanunlarıyla, edebi düşünceleri yoğurup pişirmek mi?
Sanırım,hayatını yaşama düşüncesi,matematik formülleri gibi net değil.Birçok etkenin bir araya gelmesi gerekiyor.Yani,gezegenimizdeki yaşamın oluşumu gibi bir şey; ne bir onay istiyor,ne bir şikâyet; nasıl atıyorsa kalp eşsiz bir yürek,kan akışı sağlanıyorsa,öyle bir heyecan,neşe,cesaret gerekiyor…