Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
BİR KEŞİŞ TANIDIM
——————————
İsmi; bilinen ismiyle Assis’li Francesco. Bu keşişi Nikos Kazancakis sayesinde tanıdım. Nikos’un buna verdiği isim; Allahın Garibi. Ona taktığı isim çok şeyi anlatıyor. Keşişin seçtiği yol da; bütün yaşamını eziyet içinde geçirmeyi tercih etmesi de çok şeyi; şeyleri anlatıyor.
Hak Dinlerin ortaya çıkması tam da burada önem kazanıyor. Sahip olduğumuz yaşamı, yaşamları daha iyi idare etmenin yanında, diğer yaşamlara da saygı duyma, kendimizi ve çevremizi tanıma; bütün bunlarla birlikte, yetinme duygumuzu, sonsuza uzanan açlığımız dengeye taşımak adına önemlidir.
Çevremizde nice insan, kendini hiçbir şekilde tanımlamadan keşiş hayatı süren, keşişlerden daha keşiş hayatı süren insanlar…
Assis’li Francesco da böyle keşişlerden sadece birisi. Yaşamı, Allaha olan inancı eziyet çekmekten ibaret sayan; yaşadıkça öğrenen, yolun sonuna geldiğinde vazgeçilmez bir döngünün içinde teslimiyet ve ruhani bir ışık içinde göğe yükselen bir edebi, sosyoloji değerden başka bir şey değil…
Bu keşişi; Allahın Garibini biraz daha yakından tanıyınca, insanın yetinme ve kendine yetme onuruna, sahip olmasının ne büyük erdem olduğunu, yaşam kıvılcımlarının güneşin ışık demetleri kadar çok ve değerli; fark edilmezse bir o kadar kıt olduğunu bir kez daha algılamak adına; algıya özememe için bir fırsat bildim…
Her devirde; tüm zamanlarda Allahın Garipleri; yaşama keşiş olarak tutunanlar var. Oysa büyük yaratıcı; Allah, doğada yüz binlerce renk ve ses yaratmış; yaradılışın güzel hatırına; ilimsel, sanatsal ve ruhani çalışmalar içinde olmak; yaşama zıtlık kazandırmak değil; tam anlamıyla hakkını vermek; yaratıcıya olan inancı tazelemekten, çoğaltmaktan başka bir şey değil…
İnsanın, insanla; insanlığın insanlıkla savaşmak için ne kadar çok sebebi var sanılırken; Allahın Garibi, dediğimiz insanların bu savaşı, kendi savaşlarını bitirmek için duydukları tek şey; dünyevi ihtiyaçları; olmazsa yaşayamayacağımız ihtiyaçları ellerinin tersiyle iterek anlattıkları bir şeyler var; insanın düşüncesini zorlayan, tenhaları loşlukları dolduran; uçsuz bucaksızlığın özgürlük olarak algılandığı yerlerde, köşeye sıkışmışlığı, çaresizliği ve çare üretmeyi anlatan insan hikâyeleri…
MARMARA DENİZİ IŞIKLA DONANDI
—————————————
Bir ozan kim bilir hangi zamana ait bir türküyü dillendiriyor;
Binlere selam dostlarım
Onbinlerle
Vadi çiçeklerle donandı
Tarlalar yeşillikle, çiğle
Erdeğin kıyıları, güneşin ışınlarıyla donandı. Çekiç, kürek, süpürge sesleri; tatilcilere hazırlanan esnafın büyük telaşı başlamış. Her yerde olduğu gibi burada da turizmin kalp atışları yavaşlamaya başlamış…
Yanlış yatırımlar veya turizmin önemini kavrayamamış, siyasi irade, esnaf ve esnaf odaları; bir yağma hasan böreği gibi, koca tepsinin un ufak olacağının matematiksel hesabına kimse dokunmak dahi istemiyor.
Aynı şey; bizim kıyımızda da geçerli… Kırk yıl öncenin Kumbağ turizmi, yok denecek kadar yok; kalite altlarda sürünme eşiğinde. Bunun bilincinde olan birkaç kişinin çığlıkları, atacağı adımlar önemli…
Tatile gelenlerin büyük çoğunluğunun birkaç çocuğu var. Renkler, sesler; çocuk ağlamaları; her şey tatilde yapılacakmış gibi; bütün kış kapalı kalan danaların bir bahar sonucunda nasıl da sevinç yaşadıklarına tanık olmuştum; zamanın akan geçmişinde.
Çocuklar da evde yaşadıkları baskıların, cezaların, korkuların acılarını kamusal alanlarda; bir de güneşin kıyıları çiçekler gibi donattığı mekânlarda yapıyorlar; olanca enerjileriyle, bütün yasakları devirmek, tepe takla yapmak niyetiyle koşturuyorlar; başka cezaları, daha sonraya devirmek için…
Binlere selam olsun
Onbinlerle
Vadi çiçeklerle donandı
Tarlalar yeşillikle, çiğle