İN-SANAT BAHÇESİ–158

Yayınlama: 11.08.2018 15:18
A+
A-

ANTİK BOĞANIN İŞKENCESİ; HALEN BÖĞÜRÜYOR

—————————————————————

 

 

İnsanın olduğu her dönemde, kavga; ölüm ve öldürme; çeşit çeşit eziyetler, işkenceler hep var… Şimdi ne kadar azaldı? Hangi renge, tona, boyuta geçti; tam olarak bilmek mümkün bile değil…

 

Burada sözünü edeceğim, bu acıklı sahne günümüzden çok zaman önce; yaklaşık 2600 yıl, yaşandı. Uygarlıkların gelişim süreçleri, iyi ve güzel gelişmelerin yanında nice gizemli veya aşikâr; işkencelerle doludur.

 

Sicilya’nın güneyinde Agrigento kentinin acımasız karalı; Phalaris; Yunanlı bir demirciden iyi bir işkence aleti yaymasını ister. Her iyi ve marifetli usta gibi Perillus usta da alacağı büyük ödülü düşünerek, tüm ustalığını konuşturur; pirinçten, bronzdan çok güzel bir heykel; işkence aleti yapar.

 

Antik Boğa; içi boş, işkence aleti olarak zamanının en acımasız aleti olarak bilinir. İçine bir insan sığacak kadar boşluk bırakıldıktan sonra, yapılan düzenekler sayesinde; suçlu kabul edilen insan, boğanın karnına yerleştirilir ve altında ki ateş yakılırdı.

 

Ateşin etkisi arttıkça insanın bağırışları, boğanın böğürmesi gibi çıksın diye Yunanlı usta Perillus yerleştirdiği tapalar sayesinde; gerçekten de acıdan inleyen insanın sesi, dışarıya boğanın böğürmesi gibi geliyordu.

 

İlk denemeyi demirci ustası üzerinde yapan kral; demircinin inlemeleri, bağırmaları karşısında onu dışarı çıkartış; demirci ustasının beklediği ödül yerine, onu yüksek bir yerden aşağı attırmıştır.

 

Tüm zamanlarda olduğu gibi; marifetli ellerin yapıtları her zaman, kötü ve acımasız kalplerle geçtiği vakit; başka zamanlarda bir sanat eseri sanılacak boğa heykeli, birden en acımasız işkence aletine dönüşüyor.

 

Tüm işkencecilerin sonu; tarihin arınmış sayfalarında en acıklı bir şekilde öğrenilmeyi, izlenilmeyi bekliyor. Bu acımasız kralın da sonu; bir süre sonra yakalanıp, boğanın içine yerleştirilip altında ki ateş yakıldıktan sonra boğanın böğürmesi gibi seslenişleriyle son bulmuştur.

 

HALDUN TANER BİR ORMANDIR

————————————————

 

Tarihi Ses Tiyatrosunu ayakta tutmaya çalışan bir insan-sanatçı; Ferhan Şensoy; hani İsmail Hakkı Dümbüllü’nin kavuğu emanet ettiği kişi…

 

Bir günün gecesi Halep Pasajı ve Ses Tiyatrosundayım. Ferhan Şensoy’un kızlarının sahnelediği bir tiyatro oyunundayım. Loca’dan sahneye bakıyorum; tarihi, iç içe geçmiş insan sahnelerini, günün oyunuyla yan yana koyarak…

 

Bir ara; bir adam gözüme takıldı. Benim kaldığım locanın karşı çaprazında; sahneye çok yakın olduğu yerden bakıyor sahnede ki oyuncu kızına. Locanın, salonun loşluğu bir yana, oyunun anlatmak istediği, yarattığı hissiyat diğer yana…

 

Ruhuma bir şeyler dokundu. Bir sıkıntı; dünyayı ezik görüp, dünyaya meydan okuyan; bu acınası yaşam rollerinde rol yapmayı bile beceremeyen insanlığa hicivlerle karşılık vermeye çalışan; bu uğurda ömrünü, iradesini, bilgisini; tüm sermayesini ortaya döken bir insanın; dünya gezegeninde son sahneleriymiş gibiydi.

 

İki büklüm; karanlığı yaran hüznü, iç çekişleri; büyük salonu yarım geçiyor, bana kadar uzanıyordu.

 

Ferhan Şensoy cumhuriyet dönemi tiyatro yazarlarını bir ağaca benzetirse nasıl olacaklarını görmek ister. Turhan Oflazoğlu budaksız bir çınara, Topkapı Sarayının bahçesinde görülen, kökü yüzyıllar içinde duran çınar olduğunu düşünür.

 

Güngör Dilmen, budakları kanaviçe bir ceviz ağacına, Sermet Çağan yaprakları sanki bir kuş bir kavak ağacına… Necati Cumalı, gövdesi delik deşik, delinden yer yer Ege denizi görünen bir zeytin ağacı, Oktay Arayıcı, Cahit Altay bir güzel fındık ağacıdır.

 

Melih Cevdet bir dağ başında yapayalnız servi ağacı, Suavi Süalp, yaprak altında gülen elma ağacı…

 

Haldun Taner ise bir ormandır… Hani Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, Keşanlı Ali Destanı ve daha nicelerinin yazarı olan insan… Sanatçı…

 

İnsanlık, ilimlerle daha anlaşılır olmaya başladı. Ormanların işleyişi, hayvanların kendilerine özgü, içgüdüsel ve doğal yaşamları… İnsanların değişime karşı konmaz savaşı; nereye varacağı bilmeyen gelişmelerin sonsuzu ve ölümsüzlüğü göğüslemek le meşgul oluşları…

 

Bu kadar çok bilmece çözülse de, insanlığın kilitlendiği, çözümsüz hale geldiği dönemler; tıpkı doğanın bilmem kaç bin yılda bir buzul çağı veya kıyametler yaratması gibi; yok oluş sürprizleriyle, kendi var oluşunu kurtarma, belki de tekrar tekrar yenilenme molaları…

 

Bir ormandır Haldun Taner; Sait Faik gibi, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Cemal, Orhan Veli gibi…

Marka Flower Çiçekçi