Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
SEVMENİN BEDELİ VARDIR
—————————————-
Seyretmiş olduğum Fransız filminde insan psikolojisi üzerine; hatta erkeğin, kadının içgüdüleri üzerine oldukça fazla bilgi, deneyim yer alıyordu.
Filmin ilerleyen sahnelerinde erkek karakter; “ Fiziksel aşk tanrıyla çarpışmanın verdiği abesliktir.” Dedi. Düşündürücü… Düşünmeden korkmuyor olmak, Mısır Piramitlerini yapan ustaların, işçilerin zorluklarıyla yüzleşmek gibi bir şey… Ter, çaba, sıcak ve ölümü koklamak vardır; Yaşama dair her şey…
Catherine Breillat bu filmde neredeyse kösnül vaziyette gezen insanları, insancıkları korkusuzca işlemesi; Fransız sinemasının, dünya sinemasına katkılarını da anlatıyor.
Sevmenin bedeli; sevilmemektir; dersek fazla mı ileri gitmiş oluruz? Gülsüm Ninem; beni yıllarca sevdi. İlk torunun kutsal içgüdüsü ile şımartmanın bin bir çeşidini yaşattı. Ya sonra; ergin ve bağımsız hale geldiğimde; bu büyük sevgiye ne kadar enerji taşıyıp karşılık verdim? % 10’u bile değil… Ya, şımartılma zayıflığını onu alt etme savaşım? Bir ömür sürdü; sürüyor; sürecek gibi…
Filmin devamıyla birlikte güzel kadınların çirkin erkekler tarafından kapıldığını anlıyorum. Filmin vermek istediği de bu. Bunun sadece mevki, şan, şöhret olayı olmadığını da anlamam için iyi bir fırsat; andı benim için.
Peki, ama güzel kadınlar çirkin erekler tarafından niçin kapılır? Bunun iyi korunmuş bir sır olduğunu öğrendim. Tam da burada eylem; güzellik ve çirkinlik arasında gizlenmiştir.
“Güzellik alçalmadan beslenir, onunla paylaşır her şeyi!” işte verilmek istenen “sır” budur. İyice yaklaşır, dikkatlice hatta mercek altına koyarsak bu sosyal olayı; muhteşem dönüşümü, sıkılmış, bezgin, insan davranışlarının tutarlı ve tutarsızlığını görmenin ezik ama galip tarafında küçük bir yürüyüşe çıkma hakkını elde edersiniz.
Öyle yaptım; küçük bir yürüyüş, yağmurlu ve kuzey rüzgârlı bir güne iyi gelir. Sevmenin bir bedeli var; terk edilmek; bıkkınlık vermek… Ya o söz; “ Kaçan kovalanır!” Erkeğin içgüdüsel sesleri; ulaşılmayana ulaş, keşfedilmeyeni keşfet…
Oysa insan bütün bu olup bitenleri; sinemanın, tiyatronun, opera ve edebiyatın da desteğiyle bir kenara itip nazikçe kendi yazgısını şekillendirip, doğanın bahar şenliğine çevirebilir…
GEÇ BUNLARI ANAM BABAM; GEÇ!
—————————————————-
Şevket Rado zamanında değerli ve doğru bir tespitte bulunuyor. Şark ile Garp arasında ki ayrıcalıklı farklardan söz ediyor.
Şarklı ile Garplı arasında ki yaşamsal beklentileri şöyle açıklıyor;
“ Şarklı daha kolay razı olur. Kanaatkârdır. Bir lokma bir hırkaya eyvallah der. Hâlbuki Garplı öyle değildir. Bir lokma, bir hırka, yani karnı tok, sırtı pek olmak ona yetmez.”
Bu açıklamalara, doğru söylemlere bir yere kadar cevap yazacağım. Üstelik bu cevap Orhan Veli Kanık şiiriyle olacak. Bestelenmiş birçok sanatçı tarafından şarkı olarak söylenmiş bir şiirle;
Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Elene’yi öptüğümü,
Yüksekkaldırımda, güpegündüz?
Melahat’ı almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim öyle mi?
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Şiir, bir sosyolojik anlatım şeklinde uzayıp gider. Kısacası dalgasını geçer şair; insanlığın dedikodu söylemleriyle; sanatsal bir şölen yapar; anlatırken gerçeği.
Şarklı ile Garplıya gelince! Hepimizin insan olduğu gerçeği, yaşadığımız coğrafyaların kadersel ve sistemli baskı, şiddet ve kandırılma yönetimleriyle fark göstermelerinden başka bir şey değildir.
Eğer ki Garplı bütün bunları kabul edip, sonsuza kadar susma, çekinme hakkını kullansaydı; ne Ege, ne de Akdeniz binlerce insanın; kaçak mültecilerin mezarlığı haline gelmezdi.
Bugün, Avrupa’nın kapıları açılsa; yaşanacak insanlık göçü, tüm zamanların en büyük insan seli; göçü olacaktır. Batı, bu korkuyu çoktan yaşıyor. Ve nasıl önlemler alırız diye kafa yoruyor…
Garplı da insan; Şarklı da! Sorun; binlerce yılda gizli. Sadece sıcak kumlarda, cennet gibi vahalarda değil!
21.yüzyıl, kader haline gelmiş insan yaşamlarını yerle bir edecek göç, göç etme, daha yaşanır yerlere gitme, yerleşme yüzyılı da olacaktır. Çünkü bilgisayarlar, akıllı telefonlar sayesinde insanlar dünyayı izliyor. Farkları gözlüyor…