İN-SANAT BAHÇESİ–212

Yayınlama: 09.03.2019 10:32
A+
A-

X KUŞAĞININ İÇ ÇEKİŞLERİ

——————————————

 

Yirminci yüzyıldan başlayan bir süreç; kuşaklara ayrılmış insan çelişkilerini, yaşam felsefelerini anlamaya çalışmak…

 

Bizler; ben X Kuşağı içerisinde, bana ayrılan bölüm, anlayış, yaptırımlar ve dışavurumların gölgesinde büyüdük, geliştik ve serpildik… Bizden sonra ki kuşaklara tanıklık ediyoruz; Y ve Z,derken diğerine; uzay yolculuğuna çıkacak olan robotlarla çalışacak, arkadaşlık edecek kuşağa da tanıklık edebilme ihtimali içindeyim.

 

Üzerinde duracağım kuşak; X Kuşağı, kendi kuşağım olacak. Bizden öncesi yok mu; diyecek olursak? Var elbet; Baby Boom, kuşağı 1946,1964 arası doğanlar; altın çağını ve çoğalmayı yaşayan “ne çok” kuşağı…

 

Ya onlardan öncesi; Olmaz mı? Sessiz Kuşak; 1927,1945 arası doğanlar… Biz, ne Y,ne de Z Kuşağına dokunacağız bugün. İç çekişleri hiç dinmeyen X Kuşağını edebi bir dilin yanında bir parça mizahla anlamaya çalışacağız…

 

Hani, nasıl derler? Suya sabuna dokunmadan veya ne şiş ne de kebap yansın, düşüncesinde olursan; garip bir kabul ediş töreniyle yaşayıp uğurlanma şansına da sahip oluyor insan denen yüce canlı.

 

X Kuşağı öyle bir aralıkta dünyaya geldi ki; çoğalmanın dürtüleri devam ederken, disiplinin, karamsarlığın, savaşların tınıları, gölgeleri de yankılanmaya devam ediyordu. Ne orada, ne burada olduk!

 

Y Kuşağı kendi bol seçenekli, iradeli kaidesine oturup kendi krallığını ilan ederken; X Kuşağı, patlama yaşayan teknolojinin T’si,belki E’si anlama çabaları içinde, bir parça adana kebap,bol tereyağlı kuru fasulye içinde kendini ifade ederken,Y Kuşağının lahmacun, hamburger fırtınasını tatmakla,belki biraz burun kıvırmakla bir sürü dönüşler yaşadı…

 

X Kuşağının kaçamak buluşmaları, kaçamak gezileriyle sürdü gitti… Avlanmaya gideceğim diye silahlarını araçlarına koyup; Bulgaristan gezilerine kaçanları, süzülenleri, sarkanları mı saysak; bu kuşağın şanlı gariplikleri ve korkuları adına?

 

Yoksa çok satıp, bana ödül diye Ukrayna, Uzak Doğu Gezisi, Kıbrıs tatili çıktı deyip, kirişi soylu bir kurnazlık içinde yaşayanları mı saysak?

 

En acı çekenler ise; kıpır kıpır Y Kuşağının kızlarını, erkeklerini görüp de; niçin bu kadar özgür olamadık? Veya bu kadar da olur mu be! Mantığıyla, gelenek, görenek kazanı içinde kaynarken, acılar içinde çığlıklar eşliğinde dans etme numaraları yapanları mı saysak?

 

Velhasıl X Kuşağını anlatmakla bitmez. İyi çocukturlar hepsi. İyi anne ve baba olma öncüleri olup da; yaşamın iki kıtası arasında kalıp da; ne oralı, ne buralı olmuş güzel, alımlı ve sırtında tonlara yük; toplumsal, sosyal ve ekonomik…

 

Bir de Y Kuşağının terbiyesiz, inatçı, kararlı duruşları; üstüne üstlük; Z Kuşağının öldürücü darbelere yakın utanmaz, anlayışsız hareketleri de işin içine girince; X Kuşağı, uygarlığın tarifini ya susarak, ya da her şeye evet anlayışı içinde; eskilerin dediği gibi; Kan kusarken, kızılcık şerbeti tarifi yapmaya çalışıyoruz…

 

Bizi en iyi anlatan sanatçılardan birisidir İlhan İrem; o da bizim kuşağa yakın, ama bizden bir önceki altın kuşağın içindedir. O büyük, kavgayı, heyecanı, coşkuyu, hürriyet aşkını; hepsini şarkıların içine serpiştirme kabiliyeti göstermiş yaratıcı insan;

 

“ Hatırlar mısın bilmem/Yıllar geçti üstünden/Yağmurlu bir akşamdı/Söyledim sevgimi ben/Yarınlar, yarınlar bizim demiştin/Yarınlar, yarınlar bizim demiştin”

Marka Flower Çiçekçi